Erguvan İstanbul’u

0
193

İstanbul’da baharın gelişi onunla anlaşılır. Boğazın iki yakası onunla yanar. Baki’nin dediği gibi gülü yakmak için tutuşur erguvanlar.

BİLÂL ARIOĞLU

İstanbul’da baharın gelişi onunla anlaşılır. Her baharda Boğazın iki yakası onunla yanar. Şair Baki’nin dediği gibi gülü yakmak için tutuşur erguvanlar:

Erguvanlar tutuşup hirmen-i gül yanmağ içün
Gülistan mülküne ateş kodu yer yer lale.

Nisan ayının başından itibaren açmaya başlayan erguvanlar,  bir renk cümbüşüne çevirir Boğazın iki yakasını. Mavinin ve yeşilin her tonu arasında belirir erguvan çiçekleri. Uzaktan baktığınızda lila, yanına vardığınızda mora yakın kendine has özel renkli salkımlı çiçekleri ile servilerin, ıhlamurların arasından sıyrılıverir erguvanlar,   Balat’ta, Ortaköy’de, Kuzguncuk’ta birbiri ile yarışırcasına göğe yükselen kule ve minareleri ile cami, kilise ve havra üçlüsünün yan yana duruşu gibidir medeniyetler başkenti İstanbul’da.

Hatta Boğaziçi köprüsüne Avrupa yakasından girerken hemen sol tarafınızda genç bir erguvan ağacı karşılar sizi. Asya yakasına ilk geçişte de bu defa yolun sağında sizi karşılayan yine bir erguvan ağacıdır. Avrupa tarafındaki ağaç sabah güneşini aldığı için biraz önce çiçeklenir.

Erguvan Türk edebiyatında gül ve lâle kadar olmasa da en çok işlenen motiflerden birsidir. Asil bir renktir erguvan rengi. Onun için Bizans’ta sarayın rengi olmuştur. Yine Hıristiyan inanışına göre Hz. İsa çarmıha gerilmeden önce Romalı askerler tarafından üzerine erguvani elbiseler giydirilmiştir. Rivayete göre Hz. İsa’ya ihanet eden Yahuda da daha sonra duyduğu pişmanlıkla kendini bir erguvan ağacına asar. Bu ihaneti sindiremeyen erguvanın beyaz olan çiçekleri utancından pembeye döner. Hıristiyanlar onun için erguvana Juda   (Yahuda) ağacı derler.

Bir medeniyet şairi olan Yahya Kemal onun için:

Beklemem Fecrini leylaklar açan nisanın,
Özlemem vaktini dağ dağ kızaran erguvanın

demektedir.

Her Nisan’da baharın gelişini harikulâde çiçekleri ile haber veren erguvan biraz da üzerine sinen bu yapısı ile hüznün de çiçeğidir. Edebiyatımızda  gülün açışını yarin gülüşüne benzeten şairler erguvan dallarının çiçeklenmesini yarin gözyaşlarına denk tutarlar. Hüsn ü Aşk’ta Şeyh Galip

Gül mi güler erguvan mı ağlar
Etfal-i çemen kan mı ağlar

demektedir.

Necip Fazıl Kısakürek için kaybedilmiş vatan toprağını hatırlatır erguvan çiçekleri:

Renkler, mavi, kırmızı, yeşil, erguvan ve mor;
Camlarda, kaybedilmiş vatanı heceliyor…

Erguvan biraz da özlemin çiçeğidir Ziya Osman Saba’da olduğu gibi:

Düşünceli yürürken bir yol dönemecinde
Çıkacak önümüze beyaz dallarla bahar
Hatırlatacak bize şen çocukluğumuzu
Erguvanlı bir bahçe mor salkımlı bir duvar.

17. yüzyılın sonlarında yaşamış şair Gevheri için ise yârin yanağıdır erguvan rengi:

Bugün ben bir güzel gördüm
Hilâl kaşı keman olmuş
Dili bülbül saçı sümbül
Yanağı erguvan olmuş.

Evliya Çelebi  Bursa’da Emir Sultan döneminden kalma her yıl Nevruz başlarında kutlanan bir erguvan bayramından bahseder. Ahmet Hamdi Tanpınar  Beş Şehir’de  Bursa’yı anlatırken yer verdiği bu anekdotu “Bizim iklimde gülden sonra bayramı yapılacak bir çiçek varsa o da erguvandır” diyerek tamamlar.

***

Resimler: Ümit Şimşek

***

TEILEN
Önceki İçerik
Sonraki İçerikSabah namazı buluşmaları