Mor salkımlar

0
187

Mor salkımlar sadece saçak saçak çiçekleri ile değil, yaydığı enfes kokularıyla da ünlüdürler. Yazla birlikte bir kere daha açarlar. Gençliğin, güzelliğin, asaletin sembolüdürler.

BİLÂL ARIOĞLU

İstanbul’da baharın yüzü kendini gösterdiğinde, önce lâleler, ardından erguvanlar, peşinden mor salkımlar muhteşem siluetteki yerlerini alırlar. İçlerinde sadece mor salkımlar yazla birlikte bir kez daha açarlar. Onun için de mor salkımlar bahçe duvarlarının değişmez süsleridir. Dikildiği evler onun için mor salkımlı evler olurlar.

Mor salkımlar sadece saçak saçak çiçekleri ile değil, yaydığı enfes kokularıyla da ünlüdürler. Bahçesinde oturanlara, sokağından geçenlere İstanbul’da baharın ve yazın kokusunu da ikram ederler. Sarmaşık türü bir çiçek olduğu için çardakların ve verandaların örtüsü olarak kullanılır. Mor salkımlı çardakların altında yapılan dost sohbetleri İstanbul gecelerine renk katardı. Onun için Halide Edip bu kadar etkilenmiş ve yazdığı ilk kitabının adı “Mor Salkımlı Ev” olmuştur.

Halide Edip’in “Arka taraftaki bahçeye bakan pencereler çifte merdivenlerin sahanlıktaki ince uzun pencereleri, baştan başa mor salkımlıdır ve akşam güneşinde mor çiçekler arasında camlar ateşten bir levha gibi parlar” dediği masalsı mor salkımlı evleri, yazık ki, beton bloklara teslim ediyoruz.

Mor salkımlar gençlik ve güzelliğin de sembolü olmuşlardır. Mor aynı zamanda asaletin rengi olarak da bilinir. Onun için Bizans saraylarının en önemli çiçekleri arasındadır.

Mor salkım, Fetih’le birlikte Osmanlının da çiçeği olmuştur. Mor salkımlar suyu çok seven bir çiçektir. Osmanlı medeniyetinin de bir su medeniyeti olduğu düşünüldüğünde bu birlikteliğe şaşmamak gerekir.

İstanbul’da her güzelliğin ayrıca temaşa edileceği mekânlar vardır.  Mor salkımların da en güzel görülebileceği yer Üsküdar’dır. Bu çiçek, adeta Üsküdar’la özdeşleşmiştir. Bir kez kök saldı mı bırakmaz tutunduğu yeri: İstanbul’da Anadolu’nun rengi olan Üsküdar gibi. O da Üsküdar’ın rengi ve kokusu oluverir.

Mor salkımları her gördüğümde A. Hamdi Tanpınar’ın  şiirini hatırlarım:

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre, geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengi ile

Uyuşmuş gibi her şekil

Rüzgârda uçan tüy bile

Benim kadar hafif değil.

Başım sükûtu öğüten

Uçsuz bucaksız değirmen;

İçim muradına ermiş

Abasız postsuz bir derviş;

Kökü bende bir sarmaşık

Olmuş dünya gezmekteyim

Mavi, masmavi bir ışık

Ortasında yüzmekteyim.