Servi

0
137

BİLÂL ARIOĞLU

Dede Korkut hikâyelerinde düşmanlar Uruz’u bir ağaca asmak isterler. Uruz, ağaca, böyle kötü bir işe vasıta olmayı yakıştıramaz ve ona şöyle seslenir:

Ağaç ağaç dir isem sana erinme ağaç
Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç
Musa Kelim’ün asası ağaç
Büyük büyük suların köprüsü ağaç

Kara kara denizlerin gemisi ağaç
Şahı merdan Ali’nin Düldül’ünün eyeri ağaç
Zülfikârın kınıyla kabzası ağaç
Şah Hasan’la Hüseyin’in beşiği ağaç
…….

İstanbul’da göğe uzanan gövdeleri ile serviler hem hayatın hem de ölümün bekçileri olmuşlardır. Kocamustafapaşa’da Sümbülefendi Camiinin avlusundaki İstanbul’un en yaşlı ağaçlarından biri olan servi yaklaşık 1300 yaşında.

Dalları ile birlikte pürüzsüz bir şekilde göğe uzanır serviler. Onun için Divan Edebiyatında sevgilinin boyudur servi. Tıpkı Türk sinemasının en önemli klasiklerinden birinin de adında olduğu gibi: “Selvi Boylum Al Yazmalım.” Bu eser ünlü yazar Cengiz Aytmatov’un kitabından uyarlanmıştır.

Basit görüntüsüne rağmen aslında gizemli bir ağaçtır servi. Ünlü Ressam Van Gogh’a, “Serviler” tablosunu yaptıktan sonra “Bu serviler düşüncelerime hakim oldular” dedirten neydi acaba? Veya Şair Nazım Hikmet’e “Üç Selvi” şiirini yazdıracak ve “Kara düşüncelere dalmış Aksoylu bir filozoftur selvi. Ölümün kapısı eşliğinde çeliği kararmış yalın kılıç gibi duruyor. Önünde saygı ile eğilelim” dedirtecek gizemi neydi acaba servi’nin? O Üstad Necip Fazıl için ise iki dünya arasındaki perdedir:

Tarihin gözleri var surlarda delik delik
Servi, endamlı servi, âhirete perdelik…

Servi halk arasında mezarlık ağacı olarak bilinir. Beyaz mermer sütunlar arasından Allah’ın birliğine şehadet edercesine yükselir gökyüzüne. Rüzgârla eğilirken mezarların üstüne, huzurdaki dervişler gibi derinden bir “Hu” çeker. Onun için de hep vahdetin sembolü olarak anılmıştır. Dayanıklı bir ağaçtır. Hasan İzzettin Dinamo insan, servi ve mezarlık birlikteliğini şöyle dile getirir Dördüncü Türküde:

Girdim Karacaahmet’e kendi bahçem gibi
Hiçbir taştan kavuk bana “kış” demiyor.
Serviler “kış” demiyor.
Taştan Bektaşiler, Nakşibendiler, Mevleviler “kış” demiyor.

Selahattin Batu’nun  “Sultanahmet’te öğle” şiirinde nurdan serviler uzaklardan ezan sesinin taşıyıcılarıdır.”

Rüya serinliği serviler nurdan
Ve ta uzaklardan bir ezan sesi.
Bir güzel rüyanın ışığında her yer
Akıyor sularda salkımlar, sümbüller
Çiçekler, ışıklar, çiniler, mermer
Servilerin ruha uzanan gölgesi.

Selvi halk türkülerimize de sıklıkla işlenen bir ağaçtır. Şu Sivas türküsünde olduğu gibi:

Selvi’nin dalları boyundan uzun
Yavrular gözüme bir salkım üzüm
Ölmeden görseydi o yari gözüm
Koyun kuzu kurban olur o zaman

Munzur Dağı türküsünde de gene benzer çağrışımları yapmaktadır:

Selvi’nin dalına yaslanmayasın
Yağan yağmur ile ıslanmayasın
El kızı dediğin Azrail dostu
Yalan sözlerine aldanmayasın..

Şu Konya türküsünde ise yârin boyudur Selvi:

Karanfil oylum oylum
Geliyor selvi boylum
Selvi boylum gelince
Şen olur benim gönlüm

Sözleri Kul Abbas’a (Tufarganlı Abbas 16. yy) ait şu Tokat türküsünde gene  yarin boyudur Selvi:

Değmen benim gamlı yaslı gönlüme
Ben bir selvi boylu yardan ayrıldım.
Evel bağban idim dostun bağında
Talan vurdu ayva nardan ayrıldım

Yine 16. Yüzyılda yaşayan Aşık Kerem için ise kayıp sevgilinin arandığı ağaçtır Selvi;

Dur selvi dur sana haber sorayım
Selvi ağacı senin Maral’ın hani
Dinle gel dinle ver benim cevabım
Selvi ağacı senin Maral’ın hani

  1. yüzyılda yaşayan Ercişli Emrah için ise yârin adıdır Selvi:

Baktım selvi bağı susmuş uyumuş
Otağı yıkılmış bülbülü ağlar
Hoyrat bir yel esmiş silmiş süpürmüş
Nergis boynun bükmüş güller kan ağlar
Ayrıldım Selvi’den hastayım hasta
Başım yastıkdadır kulağım seste

Yahya Kemal Beyatlı, “Rindlerin Ölümü” şiiri ile, servinin bizim kültürümüzdeki yerini en iyi anlatan şairdir. Rumeli Hisarındaki kabrinde bu şiiriyle birlikte serin serviler arasında uyuyan bir rind olmayı başarabilmiştir. Sağlığında Rumeli Hisarına gömülmeyi vasiyet etmiş, bu ısrarının nedeni sorulunca da “Orası İstanbul kuşatmasında ilk şehitlerin medfun olduğu yerdir. Onların arasında olmak isterim” demiştir. Yahya Kemal Necmettin Halil Onan’a söylediği vasiyetinde Rindlerin Ölümü şiirinin son dörtlüğünün mezar taşına yazılmasını istemiştir.*

Ölüm asude bahar ülkesidir bir rinde.
Gönlü her yerde buhurdan gibi yıllarca tüter
Ve serin serviler altında kalan kabrinde
Her seher bir gül açar, her gece bir bülbül öter

Servi, bu açıdan İstanbul’un ağaçları içerisinde önemli bir yer tutar. İğne yapraklı olduğu için her mevsim yeşildir. Onun için rengini İstanbul’a verir. Bu sebeple de hem hayatın, hem de ölümün ağacıdır.

…………………………

* Yrd. Doç. Dr. Levent Bilgi, “Yahya Kemal’in Şiirlerinde Varlık / Yokluk Sorgulamaları.” CBU Sosyal Bilimler Dergisi Yıl: 2011 cilt: 9 Sayı: 2.