Ilgın ağacı

0
272

BİLÂL ARIOĞLU

Bir ağaç ki, eğile eğile
İbadet olmuş,
Bir ağaç ki “ağaç” deyip geçmek
Adet olmuş

Dalları sallana sallana
Salıncak,
Budakları inile çıkıla
Basamak,

Kendisi renkten, ışıktan, kokudan
Bir demet olmuş…

                  Arif  Nihat Asya

Özellikle son yıllarda parklara dikilen ılgın ağacı beyaz ve pembe çiçekleri ile dekoratif  bir özelliğe sahiptir. Tüm yıl yeşilliğini koruyabilmektedir. Küresel ısınmanın gündemde olduğu dünyamızda ılgın ağacı derin köklenme ve köklerinin yayılması ile su tutma özelliğine sahiptir. Erozyonu önleyici ağaç türleri arasındadır. Tuzlu suyu da seven bir ağaçtır. Onlarca çeşidi bulunmaktadır.

Ilgın ağacının çiçekleri yaz başında açar. Salkım şeklindeki çiçekleri ayrı bir görselliğe sahiptir. Çiçekler bir ay kadar kalır. Doğal ortamda, kuru dere yataklarında ve toprağı tuzlu olan bölgelerde yetişirler. Çiçeklerinden çok sayıda tohum çıktığı için bulunduğu bölgelerde kolayca yayılabilir. Sağlam köklü bir ağaç olduğu için rüzgâra dayanıklıdırlar.

Arif  Nihat Asya, “Bir ağaç ki, eğile eğile ibadet olmuş / Cenneti anlatan bir ayet olmuş” diyor şiirinde. Ilgın ağacı da Peygamberimizin Medine’de ilk minberi olması dolayısı ile de özel bir yere sahiptir.

“Resûl-i  Ekrem’in Mescid-i Nebevî’de cemaate hitap ederken dayanması için hurma ağacından bir kütük konulmuş, cemaatin Hz. Peygamber’in  yüzünü görememesi ve sesini işitememesi üzerine 628 veya 629 yılında ılgın ağacından 50 cm. eninde 1,25 m. uzunlukta, 1 m. yükseklikte, arkasında üç sütunu bulunan üç basamaklı ilk minber yapılmıştır. İlk halifeler Resûl-i Ekrem’e saygılarından dolayı üçüncü basamağı kullanmamışlardı.

“Mescid-i Nebevî’nin bu günkü minberi III. Murad’ın yolladığı mermer minberdir (998/1590). Osmanlı selâtin camilerinde benzerleri görülen, üzerinde zarif altın tezyinatlı kubbenin yer aldığı, yaklaşık 7 m. yüksekliğindeki bu minber süsleme ve tezyinat bakımından bir şaheser olup halen Hz. Peygamber’in mihrabının sağında ve minberinin yerinde durmaktadır.”*

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde, Konya ilimizin önemli kazalarından olan kaplıcaları ile meşhur Ilgın ilçesinin adını ılıcasından (kaplıcasından)  aldığını belirtir. Ancak ilçenin adının bölgede çokça bulunan ılgın ağacından geldiğini ileri sürenler de vardır.

  1. yüzyıl halk şiirimizin en güçlü ozanlarından olan Dadaloğlu göçer bir Türkmen aşiretine mensup olduğu için Anadolu’nun birçok yerini gezmiştir. Dadaloğlu şiirlerinde dağ ve ağaç sevgisini en çok işleyen ozanlarımızdan biridir:

Ilgınca sılgınca görünen dağlar
Yoksa Türkmen ili başın boran mı
Deli gönül kaynayıp da coşunca
Hey ağalar coştucağım güman mı

Uygur Türklerinin 20. yüzyılda yaşayan büyük vatan şairi Abdürrahim Ötkür için kabirsiz kalan şehitlerin üzerinde açan kızarmış çiçektir ılgın (yulgun) İz şiirinde:

Kaldı iz çöller arasında, kah geçitlerde yine,
Kaldı nice nice arslanlar çölde kabirsiz.
Kabirsiz kaldı demeyin, yulgun’un kızarmış dalında,
Gül çiçeğe bürünür tan vakt-i baharda kabrimiz.

Ali Şeriati için ılgın, çölün kahraman ve korkusuz ağacıdır. Hattâ çölde açan hayal çiçekleridir. “Çölde sadece ılgın ağacı ile dikenli bitkiler yetişir. Bu sabırlı, kahraman ve korkusuz ağaçlar, çöle rağmen, suya ve toprağa ihtiyaç duymadan, okşama ve sevgi beklemeden, çölün kuru ve yanık bağrından ateşe doğru başlarını uzatır, dimdik ayakta dururlar…

“Çölde yetişen en güzel şey hayaldir. Bu çölde en güzel şekilde yetişen, hayal çiçekleri açan tek ağaçtır. Kelebeğe benzer mavi, yeşil, mor, bal renkli… Her biri yaratıcısının renginde, hayaller kuran bir insan renginde, kelebeğin yanına doğru uçup gittiği ve üzerine konduğu şeylerin renginde…” **

————————————————-

*İslam Ansiklopedisi cilt: 29; sayfa: 285 [MESCİD-i NEBEVÎ – (Nebi Bozkurt – Mustafa Sabri Küçükaşcı)].

**Ali Şeriati Çöle İniş (Hubut – Kevir), s. 239.