Erdemli şehir

01.02.2013 Yorum yok

Erdemli şehir denince aklımıza hemen erdemli insanların yaşadığı yer gelir. Çünkü şehirleri kuranlar ve imar edenler insanlardır. Bir başka deyişle insan kültür ve medeniyet üreten varlıktır.  Diğer yaratılmışların böyle bir özelliği yoktur. İnsanın yer yüzünde halife olarak yaratılmasının bir özelliği de bu olsa gerek. Ancak erdemli insanların yaşadığı şehir erdemli olur mu? Bir şehrin erdemli olması için başka özellikler gerekmez mi? Toplumun erdemli olması şehirleri de erdemli yapar mı? Erdemli olmayan toplumlar erdemli şehirler yapabilirler mi? Bütün bu sorulara teorik mânâda olumlu cevap vermek mümkün; ancak uygulamada daha farklı tablolarla karşılaşıyoruz.

Farabi Medinetü’l-Fazıla isimli kitabında erdemli şehrin en belirgin vasfının adalet ilkesi olduğunu belirtir. Adaletli bir yöneticinin yönettiği ve toplum içinde adaletin en üstün değer olduğu yerlere Farabi “erdemli şehir” diyor. Erdemli şehri sağlam bir vücuda benzetiyor. Erdemli şehirlerin tersi olanlara cahiliyet şehirleri adını veriyor ve bu mekânlarda yaşayanların özelliklerini sayıyor. Ancak yaşanan mekânla ilgili yorumda bulunmuyor. Erdemli şehirlerin nasıl kurulacağı noktasında da bir açıklama yapmıyor.

Farabi’nin zamanında şehirlerde çok az insan yaşıyordu. O yüzden mekânın daha verimli kullanılma sorunu yoktu. Yeryüzünde insan sayısı arttıkça daha çok bir arada yaşama mecburiyetleri ortaya çıktı. Mekânın yetersizliği, onu nasıl daha verimli kullanacağımız sorusunu beraberinde getirdi.  Bu soruya mimarlık sanatı cevap vermeye çalışıyor.

Fikir ve sanat adamlarının çok ve kıymetli  olduğu toplumlarda şehirlerin görünümleri  güzel oluyor. Fikir ve sanatın mimarîye ve çevreye yansıdığı şehirlerde zarafet ortaya çıkıyor. Sanat toplumda ne kadar yaygınlaşırsa toplum da o kadar erdemli olur. Ancak sanat sadece yönetici sınıfın etrafında dönerse az sayıda iyi eserler ortaya çıkabilir. Fakat bu toplumun bütününe yansımadığı için, erdemli bir toplum ortaya çıkmaz. O nedenle tarihte hem sosyal değerlerin, hem de fiziki değerlerin egemen olduğu dönem ve şehirlerin sayıları azdır. Tarihî olarak bilinen şehirlerde eski şehir diye adlandırılan bölgeler bulunur. Birçoğunda tarihî değer taşıyan mekanlar sadece yöneticilerin yaşadığı alanla sınırlı kalıyor. Halkın yaşadığı alanlarda tarihî miras olarak kalan çok az sayıda eser var. Bu yöneticilerin  yaşadığı saraylar erdemli toplumun ve erdemli şehrin göstergesi olmak yerine, erdemsizliğin sembolü olarak karşımıza çıkıyor. Başka bir bakış açısıyla, bu yapılar baskının, zulmün yansıması olarak da görülebilir.

Erdemli şehirlerde yöneticilerin yaşadığı mekânlarda, halkın yaşadığı mekanlarda estetik değerler  taşır. Erdemli şehir merkezden dalga dalga dışarıya doğru genişler: merkezde cami, birinci halkada eğitim kurumları, ikinci halkada alışveriş ve dinlenme alanları, üçüncü halkada meskenler, dördüncü halkada parklar ve spor alanları, beşinci halkada ziraî alanlar. Bu mekânlar sanatın incelikleriyle süslenir.

Günümüzün şehirlerinde merkez kalmadı. Yüz binlerin yaşadığı şehirlerde erdemli toplum oluşturmak imkânsızdır. Hele milyonların bir araya geldigi büyük şehirlerde tam güvenlik sağlanamaz. Güvenin olmadığı yerde huzur olmaz. Bilgi ve iletişim teknolojilerinin hızla gelişmesi sayesinde büyük şehrin nimetleri küçük şehirlerde de var. Ancak büyük şehrin külfetleri nimetlerini geçmiş durumda. Gürültü, görüntü kirliliği, hava kirliliği büyük şehirlerin mütemmim cüzleri durumunda. Erdemli şehrin nüfusunun ise yüz bini geçmemesi gerekir. Bugün biz ancak büyük şehirlerde küçük adalar oluşturarak kendimizi güvence altına almaya çalışıyoruz.

Erdemli insanlar sadece sosyal değerleri deği, fiziki mekânları da erdemli hale getirerek erdemli şehirler, erdemli devletler oluşturabilirler.

İsrafil Kuralay, Yazarlar
“Erdemli şehir” için yorum yok

Yorum gönder

İlgili Yazılar