Hayat boşluktan nefret eder! Eğer öncü bir kuşak yetiştiremezsek “boşluk” mezarımıza döner!

Gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler.

Hayat boşluktan nefret eder! Eğer öncü bir kuşak yetiştiremezsek “boşluk” mezarımıza döner!

 

Değerleri, o değerleri yaşatan “kültür”leri sağlam olan toplumlar kolay kolay yıkılmaz.

 

Tersi de doğru: Değerleri, o değerleri vareden kültürleri çürüyen, çözülen toplumlar da kolay kolay ayakta duramaz: Esen sert rüzgârların önünde sürüklenir durur ve toz olur...

 

NORMAL DEĞİL!

 

Dışarıdan gelen herhangi bir marjinal akım, burada anında kitleselleşebiliyor. Müzikte de böyle bu, felsefede veya sanatta da.

 

Sanatı, felsefeyi, müziği filan geçtim, hayatın her alanındaki en “fringe”, en “kopuk”, en “kaçık” akımlar, hızla yayılabiliyor!

 

Felsefede anarşist söylemler, sanatta, hayatta en uçuk-kaçık, en sapkın akımlar mesela feminizm hatta eşcinsellik gibi yönelimler kolayca merkeze oturabiliyor.

 

En uç akımların, sizin değerlerinizle taban tabana zıt her tür yönelimin, toplumda hızla yayılıyor olması normal midir?

Elbette ki, değildir.

 

Neden böyle oluyor peki?

 

Bunun en temel nedeni, Türkiye’nin, laikleşme projesini âmentü hâline getirmesi; buna mukabil medeniyet iddialarını önce yoksayması, sonra yok etmeye kalkışması, eğitim, kültür, sanat hayatını, hayatın her alanını değerlerimizin yegâne kaynağı İslâm’dan arındırmasıdır.

 

Tam anlamıyla intihardır bu! O yüzden böyle bir toplumda büyük bir anlam boşluğu, ürpertici bir ontolojik vakum oluşur.

 

Tabiat boşluk kabuk etmez.

 

Ama hayat boşluktan nefret eder ve ilk fırsatta o boşluğun yerine yenisini ikame eder. Toplumda anormalliklerin hızla yaygınlaşması kolaylaşır.

 

BİR TOPLUMUN BAŞINA GELEBİLECEK EN BÜYÜK FELÂKET, BAŞINA NE GELDİĞİNİ GÖREMEMEK!

 

Ürpertici bir akıl tutulması yaşanır orada.

 

Sosyal darwinizm, geçer akçe hâline gelir.

 

Herkes, her grup, iktidar aygıtlarını kutsar, ekonomik, kültürel, siyasî her tür iktidar biçimini...

 

İktidar aygıtlarının kutsanması, gücün, dolayısıyla güç üreten araçların kutsanması sonucunu doğurur.

 

Böylece ikinci bir çıkmaz sokağın eşiğine daha fırlatılmış olur değerlerini yitiren, ortak paydalarını, müştereklerini, müşterek kıymet hükümlerini kaybeden bir toplum.

 

Önceleri yabancı kültürel değerlerin, akımların, yönelimlerin istilasına uğrayan toplum, bu kez, aracı kutsadığı için, araçların amaçların önüne geçmesi kaçınılmazlaşır ve araçların kölesine dönüşen toplumun olup bitenleri anlama melekeleri aşınır... İşte orada ürpertici bir zihnî felçleşme yaşanır!

 

Bir toplumun başına gelebilecek en büyük felâket işte budur: Başına ne geldiğini görememesi; dahası görme, idrak etme melekelerini yitirmesidir bu!

 

Türkiye şu an tam da böylesi bir felâket yaşıyor: Başına ne geldiğini bilemeyen, daha da vahimi celladına âşık hâle gelen ama bunu bile idrak edemeyecek bir akıl tutulması yaşayan anormal bir varlığı andırıyor!

 

Ürpertici ama gerçek bu!

 

Bu toplumun değerlerinin, anlam haritalarının zamanlara ve mekânlara meydan okuyan, keşfedilmeyi bekleyen, yeniden insanlığa ruh üfleyecek bir medeniyet fikrini hayata geçirmemizi mümkün kılacak en köklü, en güçlü kaynağı İslâm’ı hızla kaybediyor...

 

Gerçekleri görmek, gerçeklerle yüzleşmek zorundayız.

 

Gerçeklerden kaçarak bir yere varamayız bizi perperişan edecek çıkmaz sokaklardan başka!

 

Genç kuşağın bu toplumun değerlerinin en güçlü kaynağı, tarihin, sadece İslâm tarihinin değil insanlık tarihinin akışını tam bin yıl değiştirmemize yol açan insanlığa muazzez bir medeniyet armağan etmemizin gürül gürül akan pınarını oluşturan İslâm’la ilişkisi kopma noktasına geldi, sıfırlanmak üzere...

 

Son 20 yılda iki kuşağı kaybettik... Şu an vaziyet bu, ne yazık ki.

 

Bu, gelecek yarım asrı kaybettiğimiz anlamına gelir!

 

Bu böyledir; çünkü -her zaman söylediğim gibi- gençlerini ihmal edenler, geleceklerini imha ederler.

 

UMUTSUZLUK BİZİM İŞİMİZ DEĞİL!

 

Peki, İslâm’la ilişkisi kopan, sıfırlanma noktasına gelen bu genç kuşakları kazanabilir, ülkemizin gelecek 50 yılını kurtarabilir miyiz peki?

 

Elbette ki.

 

Ama bunun için çok esaslı, üzerinde derinlemesine kafa patlatılmış uzun soluklu, eğitim, kültür, sanat, bilim stratejileri geliştirmemiz gerekiyor.

 

Bir örnek vereyim sadece: Eğer üstün zekâlı çocukları, ceddim Osmanlı gibi, alıp birinci sınıf bilim, ahlâk, beden ve ruh eğitiminden geçirirsek, geleceğimizi inşa edecek, on yılda yüzyılın tohumlarını ekmemizi mümkün kılabilecek büyük bir atılımın tohumlarını ekmeye başlarız yeniden...

 

Burada sadece bir örnekle yetinmiş olayın.

 

Söylenmek istenen anlaşıldı: Pergelin sabit ayağını İslâm’a, İslâm medeniyetinin ezel-ebed hattında seyreden ufkuna basan, pergelin hareketli ayağıyla bütün dünyalara, bütün ufuklara kanat çırpan toplumun önünü açacak inanmış, kendisini hakikate adayan, insanlığın yükünü omuzlarında taşıdığı bilinciyle yaşayan bir öncü kuşak yetiştirmek zorundayız.

 

Önümüzü açacak bu öncü kuşağı kim, nasıl yetiştirecek?

 

Bu işi nasıl yapabileceğimizi, bu noktada devlete ne tür işler düşeceğini sonraki yazıda göstermek istiyorum.

 

Yazıyı şöyle bitireyim: Hayat boşluktan nefret eder, boşluğu aslâ affetmez, oluşan anlam boşluğunu, değerler boşluğunu dışardan ithal edilen en uç, en kaçık, en sapkın akımlarla dolduracak şekilde ikame eder. Eğer öncü bir kuşak yetiştiremezsek “boşluk” mezarımıza döner!

Yeni Şafak/ Yusuf Kaplan

 

Diğer Haberler

Cuma gününde İslam insanı


Anne babaya ihsan meselesi ve yaşlılık sorunu


Sevinç ve hüznü birleştiren Aşura insanlığın sembolüdür


İyi insanlar


İşimizi namaza göre dizayn etmeliyiz


Nuseybe el-Mâziniyye (Ümmü Umâre)


'Osmanlı'nın görüşü hakim olsaydı gezegen bu hale gelmezdi'


Sezai Karakoç'tan 'İslam Birliği' çağrısı


Ülkemizdeki Suriyeliler


Katılım banka ve sigortacılığı


Ailenin çökmesi, insan türünün sonunu getirebilir...


Hakim değerler sistemi ve eğitim


Ne güzel bürokrat ne güzel müftü!


“Ne ekersen onu biçersin”


Önümüzü açacak bir öncü kuşak için 100 Kitaplık Okuma Listesi


Çocuklar, gençler ve büyükler


Çocukları kim koruyacak?


Demokrasinin onursuzluğu ya da onursuzların demokrasisi


Kişiliğimiz ve ahlakımız markamız olsun!


Zekat sebebiyle vergi indirimi