Genel Başkan Kaan: Kadına Saygı Altında Kadını Yok Ediyoruz

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yazılı bir açıklamada bulundu.

Genel Başkan Kaan: Kadına Saygı Altında Kadını Yok Ediyoruz

Kaan açıklamasında şu hususları kaydetti:

 

Kadınlarımızla dertleşiyoruz. Annemizle, eşimizle, kardeşimizle, kızımızla, arkadaşımızla…

 

Hayatımızdaki rolü ne olursa olsun onlara anlatabiliyoruz aslında kendimizden uzak olduğumuz ne varsa. Kadın, iletişimin başladığı ilk kelimedir. Sohbetin, muhabbetin, kavganın, mücadelenin, galibiyetin ya da yenilginin, aşkın ya da öfkenin; bu hayatta bizi canlı tutan ne varsa hepsinin. Dünyaya gelmek üzere büyürken tanışıyoruz kadınla. Bir anne karnında korunaklı halde yavaş yavaş kendimizi buluyoruz. Çoğu kez onun ellerinden ilk nefesi alıyoruz. Aynı evin içinde, aynı sokakta, aynı okul sırasında onunla beraber keşfediyoruz hayata tutunmak denen zanaatı. Onunla birlikte bu hayata dair en kadim izi bırakabiliyoruz: çocuklarımızla, ailemizle, neslimizle.

 

Hayatın ilk nüvesi ondandır deyince kadın, bizi var ediyor.

 

Eli hep üzerimizde iken bizi adam ediyor.

En acı imtihanlarımız ondan bile gelse yine yanı başımızdaki kadındır, yüreğimizi tamir ediyor.

 

Biz emanete hıyanet ettiğimiz her an, onun yüreği bizi terk ediyor.

Biz kadına saygı duyarken belki de kadını yok ediyoruz. Nasıl mı?

 

Kendi içimizdeki iktidar oyunlarında onun hassasiyetlerini, hasletlerini, güvene karşı duydukları hasretlerini öne sürüyoruz. Kadını oyuna acımasızca sürerken en temel hakkını ona sormadan zorlaştırıyoruz: anne olmak, aile kurmak, nesli ve hayatı devam ettirmek. Onun gücünü ve tercihlerini sorgulanır hale getiriyoruz. Ona ilave güçler, ilave engeller sunup sonra her engeli aşması üzerine reklamlar yapıyoruz. Hâlbuki sadece kadın olması bile yeter ona saygı duyulması için. Yuvayı dişi kuş yapar diye sözde erdemler yükleyip sonra sadece yuvasıyla ilgilendiği için ona atıl damgası vuruyoruz. Hayatın müşterek olması gerektiğini kendi namımıza yorumlayıp paylaşımı, onun şartlarını zorlaştırarak işletiyoruz. Çalışma hayatını yüceltip onun çalışma koşullarını, fıtratından bağımsız çalıştırıyoruz. Koşullar ağırlaştıkça onun gücünü sınıyoruz. Onu bazen gereksiz bir rekabet içinde yapayalnız bırakıyoruz. Şartları uyumlaştırmadan iş hayatında kadın işgücü dedikçe ailelerimiz ve sosyal hayatımız üzerindeki kaybı görmezden geliyoruz.

 

Politikaları onun değerleri üzerinden kurup birbirimize koz olarak sürüyoruz. İnanç kaidelerini onun ekseninde döndürüp sonra yine kadına mal ediyoruz. Modernliği, muasırlaşmayı hep onun üzerinden okuyoruz. Sürekli değiştirmeye çalışıyoruz. Güçlü olmasını, itaatkâr olmasını, saygılı olmasını, savaşçı olmasını, güzel olmasını, zeki olmasını, entelektüel olmasını, mütevazı olmasını, sakin olmasını, cevval olmasını, kirli işlerde bile temiz kalmasını, acı çekse de ağlamamasını, zorlansa da belli etmemesini… Bunlardan herhangi birine aykırı davrandığı an yaftalıyoruz: kadın doğası işte!

 

Kadın fıtratını ona yakıştıramayıp hayata geç kaldığında yine onu suçluyoruz. Hayata yaptığı katkıyı küçümseyip kendi “küçük girişimlerini” tebessümle karşılıyoruz. Tarlalarımızı ona emanet edip sosyal güvencelerinden mahrum bırakıyoruz. Evde çalışabilme rahatlığını ona çok görüyoruz. Biz aslında evlerimizi, yuvalarımızı küçümsüyoruz. Öyle ki oranın gerçek sahiplerinden tatmin olmuyoruz.

Kadınlarımıza saygı kisvesi altında onların fıtratlarına saygı duymuyoruz. Sosyal savrulmadan şikâyet edip sosyal yapının temelini görmezden geliyoruz. Kadınlarımızı görmezden geliyoruz. Yaptığımız sanat eserlerinde çizilen sahte hayatlara kutsalımızı kurban ediyoruz.  Harp meydanı gibi sert piyasa sisteminde akıncı birlikler gibi sürüyoruz onları. Eşlerimiz onlar bizim. Biz birbirimizi tamamlıyoruz. Kendimize satamadığımız ne varsa kadına pazarlamak mı bizi güçlü kılacak? Kendi inanmadıklarımıza kadını ikna ederek mi eşit kılacağız tüm şartları? Mahremimize kadar giren şüpheyi kadına yükleyerek mi temizleyeceğiz kendi ayıbımızı? Şiddeti bile mazur gösteren şiddetli kavgalarla mı kutsayacağız kadın erdemlerini? 

 

Biz, bizi “adam” edene gerçek saygınlığını kazandırmadan, sosyal aile dokusunu, yeniden ve olması gerektiği gibi kadın ağırlığı üzerine oturtmadan, ona hak ettiği kıymeti oyunsuz, siyasetsiz ve mertçe vermeden, bizi biz yapan değerlerimizi onun erdemleri üzerinden yeniden okumadan adımızı değiştirmiyoruz.

 

8 Mart’ı, bu koşullar altında kutlamayı manidar buluyoruz.

Diğer Haberler

Türkiye'nin yardımları Sudan'a ulaştı


Bilinçli tüketim için 'Arkandan Ağlar' projesi


'Çocuğumun mağarada yaşamasını istemiyorum'


Geleneksel 'askıda ekmek' uygulaması internete taşındı


Erbaş'tan Muharrem Ayı ve Kerbela mesajı


Cuma Hutbesi: Muharrem ayı


Kardeşler köyünün kadınları fırını 'kardeşlik' için yakıyor


Milli Eğitim Bakanı Selçuk: Çocuklara ümidi yeşertecek bir insan olarak bakın


Hazreti Muhammed'in yakın dostu: Hazreti Ebubekir


Dijital Bağımlılıkla Mücadele İçin Eylem Planı Hazırlandı


TİKA'dan İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi 12 ülkeye eğitim desteği


Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Hac Müslümanların kardeşlik kongresi


Türkmen yetimlere 'gönüllü eğitim'


'Geç kalma genç gel' dedi camiyi gençlerle doldurdu


'Simitçi Erkan'dan Suriyeli Türkmen çocuklara bayramlık


İnternet yayınlarına 'ebeveyn kontrolü' sağlayıcı tedbir yükümlülüğü


TİKA Afganistan'da eğitimi desteklemeye devam ediyor


Çorum'da engelliler için 'mor taksi' uygulaması


Çöpten bulduğu ekmekle güvercinleri besledi


'Çiçeği burnunda okul' meslek liselerine olan olumsuz algıyı yıktı