İnfak, sadaka ve zarâfet

İnfak ve sadaka başa kakılmadan, eziyet edilmeden, utandırılmadan, israf ve kibir karıştırılmadan, gösterişten korunarak, Allah katında bir yakınlaşmaya vesile bilinerek, kazanılanın iyisinden, hasat edilenin güzelinden İslami bir zarâfetle yapılır.

İnfak, sadaka ve zarâfet

İslami bir terim olan (nfk kökünden) infak, Allah’ın rızasını kazanmak için, kişinin kendi kazancından (malından / servetinden) ihtiyaç sahiplerini faydalandırmasıdır. Denir.

 

Sadaka (sdk kökünden sıdk / sadaka; çoğ.: sadak-at) ise, kişinin yine Allah’ın rızasını kazanmak için, kendi kazancından ihtiyaç sahiplerini faydalandırması ve başkalarına karşı iyi ve güzel hallerle mukabelede bulunması, örneğin güzler yüz göstermesi, iyiliği tavsiye etmesi, selam vermesi, güzel söz söylemesi, küsleri barıştırması, mükrim olmasıdır.

 

Bu manaları itibariyle, sadaka (güzel halleri de ihtiva etmesi bakımından) infaktan daha geneldir; infak doğrudan servetle ilgili olarak, sadece aynî ve nakdî şekilde yapılırken / edilirken, sadaka Allah’ın nimet (mal) ve iyi haslet olarak nasip kıldığı her şeyden verilir. İnfak ve sadaka, gönüllülük, samimiyet, hayır - hasenatta bulunma niyet ve gayreti cihetinden bir ferdiyet içerseler de, son tahlilde her ikisi de Şârî’nin emridir; yapılmaları Allah ve Peygamberi tarafından (ayetler ve hadislerle) emredilmiştir.

 

En genel anlamıyla yardımlaşmanın insanî ve dolayısıyla vicdanî bir gerçeklik olduğunu göz önüne aldığımızda, infak ve sadakanın da bu yardımlaşma minvalinde Müslümanlara mahsus bir müessese olduğunu söylememiz gerekir.

 

Zira, infak ve sadaka başa kakılmadan, eziyet edilmeden, utandırılmadan, israf ve kibir karıştırılmadan, gösterişten korunarak, Allah katında bir yakınlaşmaya vesile bilinerek, kazanılanın iyisinden, hasat edilenin güzelinden İslami bir zarâfetle yapılır-edilir / verilir.

 

infak ve sadakanın bu zarâfet esasıyla müesseseleşmesine Türk milleti (=Müslümanlar) olarak katkımız, ecdadımızın icadı olan sadaka taşlarından hemen görülebilir.

 

Ecdadımızın camilere, tekkelere, medreselere, mekteplere, çeşmelere, hamamlara, önemli caddelere, sokaklara diktikleri sadaka taşlarının, Mustafa Yılmaz ile Şemseddin Şeker tarafından hazırlanan İnfak ve Zarâfet – Sadaka Taşlarının Mimarî ve Kültürel Hususiyetleri adlı (Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayını, İstanbul 2017) bir kitapta toplandığını hatırlatarak, maksat ve işlevine dair burada yer alan bilgileri nakletmem yeterli olacaktır:

 

“Sadaka taşı uygulaması, Selçuklu devrinde hayatımızdaki yerini almış ve Selçuklu’nun devamı niteliğindeki Osmanlı asırlarında sayısı artarak kemale ermiştir. Bu bakımdan Osmanlı devrinde mevcudiyetini pekiştiren sadaka taşı uygulaması Türk kültürünün mühim bir geleneğidir.

 

Sadaka taşlarının dikilme ve kullanılma gayeleri arasında Allah’ın rızasını kazanma, ihtiyaç sahibi kimselerin sıkıntılarını giderme, iyilik yapma, maddi sıkıntılara çare bulma gibi hususlar ilk sırada yer alır. Sadaka, vakit sınırlaması olmadan mütemadiyen yapılabilecek bir iyilik çeşidi olduğundan yardıma muhtaç kimselerin gözetilmesine vesile olmuştur. Sadaka taşları, açlık ve ihtiyaçtan doğabilecek hırsızlık, isyan gibi kötülüklerin de önlenmesine, dolayısıyla toplum huzurunun sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Sadaka taşı uygulamasını bir yönüyle ‘dilenciliğin önlenmesi veya asgariye indirilmesi için alınmış bir tedbir’ olarak gören yaklaşım isabetli bir dikkatin ürünüdür.

 

Sadaka taşları, ihtiyaç sahiplerinin himayesini sağladığı gibi, onlara ‘alan el’ olmanın utanç ve ezikliğini yaşatmaması sebebiyle de gayet ‘zarif’ bir yardımlaşma şeklidir. Vakıf, zaviye, aşhane gibi yerlere müracaat edemeyen mahcup fukaranın imdadına sadaka taşları yetişmiştir. Bu vesileyle ‘alan el’ hicaptan, ‘veren el’ de gurur ve riyadan korunmuştur. Bu yönüyle ‘duygusuz madde’nin toplum hayatımızda kuvvetli bir dini-mistik, insani mahiyet kazanması olarak da değerlendirilebilir.

 

İyilik yapmak isteyenler, taşın oyuk kısmına para (duruma göre bırakılan ekmek, meyve, sebze, elbise de olabilir) bırakır.

 

(...) Minaresi olmayan küçük mescidlerde, müezzin sadaka taşına çıkıp Ezan okuduğu için bazı yerlerde bu taşlara ‘Ezan taşı’ da denmektedir.”

 

Elbette, infak ve sadaka da öz ve emir cihetinden değil, şekil cihetinden zamana, şartlara, yeni kültürel kabullere bağlı olarak değişiyor. Mesele bu değil, mesele ilgili değişmeleri doğru kavrayarak, infak etmede, sadakada vermede bir gerilemenin, gevşemenin meydana gelmemesini sağlamak, değişmelerin yol açabileceği boşlukları, hak ettiği yeni araçlarla, uygulamalarla doldurarak, mezkur müesseseyi sahih ve sağlam bir şekilde geleceğe taşımaktır.

 

Bu manda, sadaka taşları özelinde ecdadımızın yaptıklarından övünç duymak hakkımızdır.

Bu övüncü yeni araçlarla taçlandıramıyorsak bu da bizim utancımızdır.

 

Ömer Lekesiz / Yeni Şafak

Diğer Haberler

“Tevekkül ile takdire rıza gösterirken, alınan tüm kararlara ve tedbirlere de riayet edeceğiz”


Yaratılış Gayemizi Unutmadan Hayatı Önemsemek


Ne yediğimizi biliyor muyuz?


Tedbir Mü'minden Takdir Allahtan'dır.


Cuma Hutbesi: Allah İle Kul Arasındaki Bağ


Hak Uğrunda Mücadelemiz, Birlik ve Beraberlik Duygumuz


Kudüs İslam'ın Yurdudur


Sorumluluk Sahibi Bir Baba Olabilmek


Teknoloji Bağımlılığı ve Sosyal Medya Ahlakı


Peygamberimizin Dilinden Dualar


Cuma Hutbesi: İnsan, İman ve Hayat


Yusuf Kaplan'ın 100 kitaplık okuma listesi tamamlandı


Tefekkür İle Bir Ömür Geçirmek


Takva: En Hayırlı Azığımız


Cuma Hutbesi: "Namaz: Rabbimize Yakın Olma Çabamız"


Batıl İnançlar ve Hurafeler


Musibetler Karşısında Müminin Tavrı


Cuma Hutbesi: Peygamberimiz ve Aile


Mevlid-i Nebi


Dünyevileşmek: Geçici olana gönül vermek