Ne yediğimizi biliyor muyuz?

‘O, insanlara temiz/tayyib olan şeyleri helal, pis/habis olan şeyleri haram kılar’(Araf 157)

Ne yediğimizi biliyor muyuz?

Helal haram koyma yetkisi Allah’a, yani yaratana aittir. O’ndan başka kimsenin böyle bir yetkisi yoktur. Resulüllah O’nun elçisi, memuru ve O’nun söylediklerini beyan etme göreviyle helali haramı açıklar. Ayette söylenen, ‘O, insanlara temiz/tayyib olan şeyleri helal, pis/habis olan şeyleri haram kılar’ demek, helali haramı kendi aklınca koyar demek değildir. Temiz ve pis olan şeyleri Allah ona öğretir, o da temizin helal, pisin haram olduğunu ilan eder, duyurur demektir.

Allah yarattığı canlıların ne ile besleneceklerini de kendisi tayin etmiştir. Her canlı ancak kendisine uygun gıdalarla beslenirse görevini tam yapabilir ve sağlıklı kalır. Hayvanlar bu seçimi akıllarıyla değil, Allah’ın onların içinde yarattığı duygularla, bir nevi ilhamla yaparlar. Davarlar otla, yırtıcılar etle beslenir. Onlar kendileri için yasak olanı bu ilhamla anlarlar. Bir koyun ya da sığır zehirleri otu bu ilhamla tanır ve onu yemez. İnsanlar et de yerler ot da. Onun için insanın uysal yönleri de vardır vahşi ve saldırgan yönleri de. O yiyeceklerinin seçimini önce ilahi bilgi ile yani nasla ve Allah’ın koyduğu ölçülerle, sonra da akılla yapmalıdır. Yani önce ‘sem’’ vardır sonra ‘akıl’. ‘Diyecekler ki, eğer biz dinleseydik, ya da aklımızı kullansaydık cehennemliklerden olmazdık (Mülk)’ anlamındaki ayet bunu anlatır.

İnsanların sadece helal olan gıdalarla beslenmeleri Allah’ın bir emri olduğu gibi, hayvanların beslenme sistemlerine müdahale etmemeleri de Allah’ın emridir. Etobur hayvanların sakatatı, kemikleri hayvan yemlerine karıştırılamaz. Bu durum eti yenen hayvanların genetiğini ve dengesini bozar. Onların etini yiyen insanlar da bundan etkilenirler ve tabiatları bozulur, duyularının ve duygularının algısı değişir. Doksanlı yıllarda Avrupa’da salgın hale gelen Deli Dana hastalığını hatırlayalım. Bu açıdan bugün yediğimiz tavuklar ve balıklar başta olmak üzere bütün hazır besi hayvanları problemlidir ve bizim ruh ve beden sağlımız için tehdit oluşturmaktadır. İnsanoğlunun açgözlülüğü ve oburluğu kendi başına belalar açmaya devam edeceğe benziyor. Biz şuna hep vurgu yapıyoruz; yemenizi içmenizi, silahınızı ve ilacınızı kendiniz ve Müslümanca üretemezseniz Müslüman olarak ayakta kalabilmeniz zordur.

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl iki sene önce şöyle bir açıklamada bulunmuştu: “Ülkemizde, gıda ve ilaç endüstrisinde yoğun bir şekilde Batılı ülkelerde üretilen jelatin kullanılmaktadır ve bu ürünün ana kaynakları içerisinde, ekonomik ve teknik bazı avantajları nedeniyle ağırlıklı olarak domuz, deri ve kemikleri yer almaktadır. Helal olmayan katkılar içeren ilaç ve tıbbi cihazların, Müslümanlarca tüketilmesi endişe verici olup, bu durum genlerimizi, geleneklerimizi, inancımızı tehdit etmektedir. Bu hayati meseleyi zaruret kavramıyla geçiştirmemeli ve bir an önce ‘helal ilaç-helal tıbbi malzeme’ konusunda kendi alternatiflerimizi geliştirmeliyiz.” (Sözcü 22 Kasım 2017). Cevdet Erdöl bir tıp bilim adamıdır.

“Türkiye’deki domuz çiftliklerinde yıllık 3 milyon kg. civarında et üretiliyor. Bu rakam neredeyse kırmızı et üretiminin yarısı. Üretilen domuzlar otellere, yemek fabrikalarına ve marketlere ‘kıyma’ şeklinde satılıyor. Domuz etini salam, sosis olarak da piyasaya sürmek en sık kullanılan yöntem” (wowTurkey). Çünkü büyük marketler bu işin en kolay kamufle edilebileceği yerler.

O halde daha önce verdiğimiz fetvayı değiştirmek zorundayız. Demiştik ki, piyasa etleri konusunda zann-ı galibe, yani galip zanna, çok büyük ihtimale göre hareket edebiliriz. Bu bir fıkıh kuralıdır ve hayatın çoğunda zann-ı galibe göre hareket ederiz. Türkiye’de piyasada satılan etler büyük çoğunluğu itibariyle helal kesimdir. Öyleyse, takva açısından dikkatli olmamız gerekse de fetva açısından kasaplardan aldığımız etleri yiyebiliriz. Avrupa’da ise zann-ı galip piyasa etlerinin helal kesim olmadığıdır. Dolayısıyla orada ne yediğimizi kesin bilmeden piyasalardan et alıp yiyemeyiz.

Evet, böyle söylemiştik, ama şartlar değişti ve Türkiye de artık maalesef bir Avrupa ülkesi oldu. Dolayısıyla helal yemek ve Müslüman kalmak istiyorsak yediğimize dikkat etmek, bunun ülke çapında temiz, sistemli ve Müslümanca yollarını bulmak zorundayız. Bakanlığın domuz eti karıştırıyor diye ilan etmesine rağmen kendi bölgemde, Kocaali’de bir lokantanın önündeki arabaların hiç eksilmemesi bana üzüntü veriyor. Hainlere neden hainlik yapıyorsunuz demekten önce, Müslümanlara neden akılsızlık, duyarsızlık ve saflık yapıyorsunuz demek gerekir.

Faruk Beşer / Yeni Şafak

Diğer Haberler

"Cami ve İlim"


Cuma Hutbesi: "Bereket: Manevi Bolluk"


Cuma Hutbesi: Din İstismarına Karşı Ferasetli Ve Basiretli Olalım


Camilerde cuma vakitlerinde verdiği çocuk gelişimi eğitimiyle 550 bin babaya ulaştı


Cuma Hutbesi: "İslam Temizliği Emreder"


Görev, ahlâk, çaba, erdem


Cuma Hutbesi: Allah’ın Dinini Yüceltme Gayreti


Cuma Hutbesi: "Şükreden Huzur Bulur"


Türkiye: Ruhsuz dünyanın ruhu


Ayasofya minarelerinden dünyaya ulaşacak sözler


Ayasofya vesilesiyle Türkiye’nin dünyaya söylediği söz


Cuma Hutbesi: "Kurbanını Paylaş, Kardeşinle Yakınlaş"


Cuma Hutbesi: "15 Temmuz ve Birlik Ruhu"


Cuma Hutbesi: Sabrın Soru Selamettir.


Yuvalarımız Kur'an İle Aydınlansın


Cuma Hutbesi: "Halis Niyet ve Samimiyet"


Diyanet İşleri Başkanı Erbaş: Kuraklaşmış, çoraklaşmış yürekleri İslam'la yeşerteceğiz


Ahirete İnanan Mümin


“Tevekkül ile takdire rıza gösterirken, alınan tüm kararlara ve tedbirlere de riayet edeceğiz”


Yaratılış Gayemizi Unutmadan Hayatı Önemsemek