Yaşamak için sporu seçtim

Altaylar’da at binen, Everest Dağı’na tırmanan, Doç. Dr. Murat Yalçıntaş , ”Kısıtlanmadan yaşamak, ömür boyu ilaç kullanmamak için 45 yaşından sonra spora başladım” diyor.

Yaşamak için sporu seçtim

 

Doç. Dr. Murat Yalçıntaş, İstanbul Ticaret Üniversitesi Dış Ticaret Enstitüsü Müdürü. 54 yaşında. 45 yaşından sonra spora başladı, geçen yıl Everest Dağı’nda Base Camp’a, geçen ay da Afrika’nın en yüksek dağı olan Kilimanjaro’nun zirvesine çıktı. Yalçıntaş, doğa yürüyüşleri yapıyor, ultra maraton koşuyor, ata biniyor, dağcılık yapıyor, bisiklet ve yüzme sporlarıyla uğraşıyor, triatlon (yüzme-bisiklet-koşu) yapıyor ve triatlon yapanlara verilen Ironman(demir adam) unvanına da sahip. Tüm bu sporları 2014-2019 yılları arasında yaptığını söyleyen Yalçıntaş, artık spor benim için bir yaşam tarzı diyor ve ekliyor: “Spor yapmak çok pahalı bir şey değil. İsterseniz sporu son derece mütevazi şartlarda gerçekleştirebilirsiniz. Sadece zaman ayırmanız yeterli.”

 

Geçen yıl Everest Dağı’na bu yıl da Kilimenjero’ya çıktınız. Tüm bunlara insanların sporu bıraktığı yaşlarda başladınız. Nasıl oldu?

Spora 45 yaşından sonra başladım. O da şu yüzden oldu. Ben tatlıyı çok seviyorum. Bir muayene sonrası doktor, şeker hastası olmak üzeresin, sen de ünsilin direnci var dedi. İlaçlar verdi, çikolata, makarna ve pilav gibi gıdaları yasakladı. Tüm bu yiyeceklerden vazgeçmek ve ömrüm boyunca ilaç kullanmak istemedim. Başka bir yolu yok mu diye sordum. Spor yapmamı önerdi. Böylece spor hayatıma girdi.

İLK MARATONDA KOŞAMADIM

Hangi spor dalı ile start verdiniz?

Bir arkadaşım, “Avrasya Maratonu’na gel, halk koşusu kısmına katılalım” dedi. Ben de yaparım halk koşusunu, çok kolay diye düşündüm. Oraya gidince doğru dürüst koşamadım, çok yoruldum ve ayaklarım ağrıdı. Ancak maratondaki o hava hoşuma gitti. Böylece koşu sporuna yöneldim ve spor hayatım onunla başladı. Antremanlar yaptım. Bir sene sonra da 42 km tüm maratonu koştum.

 

Onunla da kalmadınız tabi ki.

Paris, Berlin ve Atina’daki maratonlara katıldım. Dünyanın en kuzeyinde, kutup dairesindeki maratonda koştum.

 

Diğer sporlara nasıl geçiş yaptınız?

 

Ben böyle maraton koşmaya başlayınca, bir başka arkadaşım; “ Sen sırf koşuyorsun, sadece koşmak doğru değil. Bunun yanında başka bir spor daha yap. ” şeklinde tavsiyede bulundu. Böylece triatlona başladım. Bildiğiniz gibi triatlonda önce yüzüyorsunuz, sonra bisiklete biniyorsunuz sonra da koşuyorsunuz. Bunun en üst seviyesine de Ironman( demir adamlık) deniyor.

 

Demir adamlık seviyesine de çıktınız mı?

 

70.3’lük derecesi, yarım Ironman diyelim. 2 km yüzüyorsunuz, 90 km bisiklete biniyorsunuz ondan sonra da 21 km koşuyorsunuz. Bunu altı buçuk saatte bitirdim. Demir adamlık yarışmalarına katılmaya başladım. Lüksemburg’da Türkiye’yi temsil ettim.

 

Peki ultra maratonlara nasıl başladınız?

 

Ben daha çok bisiklete biniyordum. İstanbul’da birkaç arkadaşım bisikletle kaza yaptı ve bisikleti bir kenara bıraktım. Bu sefer maratonun ultrasını koşmaya başladım. Maraton dediğiniz şey 42 km ve şehir içinde koşuluyor. Ultra maraton ise dağda ve 42 km’den daha fazla koşuyorsunuz. Doğanın içinde, kırda, bayırda koşmayı çok sevdim. Ardından da Uludağ ve Tuz Gölü’ndeki yarışmalara katıldım. Kapadokya’da 60 km koştum. Hala da koşuyurum.

 

Atcılık ile ilgili madalyalarınız var. Daha önceden ata biniyor muydunuz ?

Yurtdışındaki ultra maraton koşularını takip ediyordum. Moğolistan’da da yapıldığını duydum. Ortanca kızım da antropolog ve sosyolijle ilgileniyor. O da benimle gelip Moğol kavimleri üzerine araştırma yapmak istedi. Orhun Vadisi’nde, Altay Dağları’nın tepesinde çadırlarda kaldık. 15-20 gün Altay Dağları’ndaki Kazak Türk kavimlerinin arasında yaşadık. Oralarda da her yere at ile gidiyorsunuz. Düşünün Altay Dağları’nın tepesinde ilk Türk kavimlerinin ortaya çıktığı bir yerde, kıl çadırlarda kalıyorsunuz. Sabah kalkıyorusunuz, uçsuz bucaksız bir ovadasınız. Uyanıp atlara biniyorusunuz, sürülerle beraber geziyorsunuz. İnanılmaz bir deneyim yaşadım. Döner dönmez de atcılık sporuna yoğunlaştım. Atlı Dayanıklılık yarışmalarına katıldım. En son Eskişehir’deki 40 km yarışında bir madalya aldım.

Afrika’ya gönüllü olarak gittim

Zirvelere tırmanma merakınız da ultra maraton yarışlarında mı aklınıza geldi.

Hayır, onun bambaşka bir hikayesi var. Ticaret odasında beraber çalıştığım dostum İbrahim Ceylan, o zamanlar bir sunum yapmıştı. Afrika’ya nasıl gittiklerini, oradaki fakir insanlara nasıl yardım ettiklerini anlatmıştı. Ben de çok etkilenmiştim. O günden beri de gitmek istiyordum. Bir gün beni de götürmesini istedim. Turistik gezi değil, gelirsen çalışacaksın dedi. Ben Fransızca tercümanlık yaptım, evdekiler de geldi, ailecek gidip gönüllü olarak 15 gün Nijer’de doktorların yanında çalıştık. Sohbetlerimiz sırasında da doktorların Everest’e çıkacaklarını öğrendim ve birlikte gitmeye karar verdik. Geçen yıl Everest Dağı’nda Base Camp’a tırmandık. Bir yıl sonra da Kilimenjero’ya çıkalım diye sözleşmiştik. Onlar gelemediler. Ben de bir arkadaşım ve oğlumu alıp zirveye tırmandım.

 

Hayata bakışım değişti

 

Yurtdışında katıldığınız spor aktiviteleri size ne kattı?

 

Antremanlarımı İstanbul’da yapıyorum. Senede iki defa büyük bir spor organizasyonuna katılmak için yurtdışına gidiyorum. Başka ülkelerdeki sporcular ile zor şartlarda altında yaşamak bana çok şey kattı. Bu kadar farklı insanla bir arada olunca, dünyada tek doğrunun olmadığını idrak ediyorsunuz. Hayatta her insanın kendi doğrusu olduğunu öğreniyorsunuz. Böylece hiç kimsenin kendi bildiklerini başkasına dayatmaması gerektiğini anlıyorsunuz.Herkesi olduğu gibi tanıyıp, kabul ediyorsunuz. Bu anlamda çok şey öğrendim ve hayata bakışım değişti.

 

Spor hayatımın bir parçası oldu

 

Sporun sizin için anlamı ne?

 

Spor, benim için bir yaşam tarzı ve hayatımın bir parçası . Üstelik sadece zaman isteyen bir aktivite ve pahalı bir şey de değil. İsterseniz sporu son derece mütevazi şartlarda gerçekleştirebilirsiniz. Zaman ayırcaksınız, düzenli yapacaksınız ve hayatınızın bir parçası olacak. Ben sabahları erken kalkıyorum ve sabah tüm vaktimi spora harcıyorum. Değişik sporlar yapıyorum. Bazen koşuyorum, bazen ata biniyorum. Sabah spor, gün boyunca iş, akşam ise sosyal faaliyetler şeklinde günü planlıyorum. 55 yaşındayım ve şükürler olsun ki mümkün olduğunca ilaç kullanmıyorum. Spor yapınca yediklerinize de dikkat ediyorsunuz. Zaten belirli bir yaşı geçenler için patlamalı sporlar tehlikeli, sakatlanma riski yüksek.

 

Bu patlamalı spor nedir?

 

Birdenbire hızlandığınız ve zayıfladığınız sporlar. Futbol ve basketbol öyledir. Bu sporlar kalbinizi birdenbire hızlandırır, yavaşlatır ve kaslarınıza yüklenmenize sebep olur. Ben dayanıklılık sporlarıyla ilgileniyorum. Hızlı ve ani hareketler dayanıklılık sporlarında yok. Bu sporlarda kalbinizin ritmini yavaş yavaş artıyorsunuz. Mesela yüzme de öyle bir spor. Yunanistan Meis’ten Kaş’a yüzdüm. İstanbul ve Çanakkale Boğazı’nı yüzerek geçtim. Hiçbir şekilde zorlanmadım. Tüm bunların çoğunu da 50 yaşından sonra yaptım.

Madalya almak için koşmuyorum

 

Bu kadar hareket sizi zorlamıyor mu?

 

Dayanıklılık sporları insanı çok zorlamıyor.Mesela dağcılıktan örnek vereyim. 5 bin metreyi geçtikten sonra sırtınızda çantanızla, rüzgara ve soğuğa karşı tırmanırken hızınız doğal olarak yavaşlıyor. Orada attığınız bir adım, burada attığınız 10 adıma bedel oluyor. Bu sebeple minik adımlarla saatlerce yürüyorsunuz. İlgilendiğim tüm sporların özelliği de insana pes etmemeyi ve sonuca ulaşmayı öğretmesi. Yavaş ama sonuna kadar gidersiniz. Bir noktadan sonra vücudunuz artık yeter diyor. Hayatta böyledir. Yaşadığınız zorlukların ardından pes etmek istersiniz. Ancak siz pes etmezseniz, dayanırsanız neticeye ulaşırsınız.

 

Yarışlara da sonuca ulaşmak için mi katılıyorsunuz ?

 

Ben bu sporları birinci olmak ya da madalya almak için yapmıyorum. Olimpiyatlarda diyorlar ya mühim olan katılmak. Benim için oralarda bulunmak, o anları yaşamak ve hedefe ulaşmak önemli.

 

Kaynak: Yeni Şafak

 

 

Diğer Haberler

Ülü’l-emr kimdir?


İnsanlık sınavını Aylan’la kazanacağız


Toplumsal adaletin yolu zekâttan geçer


Dindarlığımız Gösterişin Kurbanı Oldu


Bağımsız Kilise çekişmesi ve Türkiye'nin rolü


Filipinler'deki 40 yıllık barış sürecinde gelinen son nokta


Başarı için ahenkli bir orkestra gibi çalışmalıyız


Küresel oyunu değiştiren proje: CPEC


Dünya, Filistin meselesinde üç maymunu oynuyor


Osmanlı'da kimler savaş esirleri sayılıyordu


Türkü bilmeyen adamdan tarihçi olmaz


Gelenekler kaybolmaz, sırlanır değerini bilen birileri tekrar canlandırır