Bilal Arioglu

O Gece… 15 Temmuz

Havada bunaltıcı bir sıcak var. Penceresi açık olduğu halde terliyordu. Akşam yaklaşmıştı. Yaz günleri olduğu için işleri de biraz tenhaydı. Aslında piyasalar da uzun süredir bir durgunluk vardı. Ramazan bayramı geçeli daha bir hafta olmamıştı. Bir an evine gitmek istedi. Trafik iyice kalabalıklaşmadan gitsem iyi olacak diye düşündü. Ramazan ne güzeldi. Akşam birlikte oturulup ezanın beklendiği iftar sofraları, hele de erken varabilirse mahalle fırınında girdiği pide kuyrukları. Süzülmüş yüzleri ile yarı mütebessim komşularına verdiği kafa selamını düşündü. Konuşmaya mecali kalmamış ama hep bir şeyin beklentisi içinde olan kurumuş dudakları ile sanki pınarın başında beklercesine sıra bekleyen o insanları. Aldığı sıcak pideleri ile iftar bereketinin sıcaklığı içindeki iftar sofralarını. Bir an fırının önünde elinde küreği ile bekleyen fırıncıyı ve Onun orucunu. Nimet yanında, ateş önünde, hararet içinde, içeriye doğru saldığı taşa sürtünen küreğin her seferinde hışırtısı ile toplanan dumanı üstünde pideleri çekişini. Sanki pişen pideleri çağıran bir sesti küreğinin hışırtısı. Her seferinde beş tane pide küreğin üstüne dizilip çıkardı fırının ağzından. Küreğin üstünden küçük bir el hareketi ile tezgahın üstüne kapakları açılmış havuzdan boşanan su misali akan pideleri. Yaz günü ramazan sıcağı, hararetin önünde suyu hatırlatıyordu. Bir an babaannesinin istediği her bardak suyun ardından "su gibi aziz olasın oğlum" sözünü hatırladı. Su neden azizdi. Gökten indiği için mi, buna rağmen mütevazı bir eda ile toprağın altına doğru yürüdüğü için mi, yoksa buhar olup tekrar yukarılara uçtuğu için mi. onunla temizlendiğimiz için mi. Bir yudum su değen çatlamış dudakları rahatlattığı için mi? Aziz, yani kutsal değeri olan sevilen sayılan olmak herhalde yaz ramazanında en çok suya yakışan bir sözcüktü. Bunun için erkeğini aziz bilmek ve dişisini azize olarak çağıran bir kültüre sahip olmak. Yine de fırının hararetinin önünde küreğini o hararet denizine salan ustanın orucu daha kıymetli mi olur diye düşündü. Belki de bunun içindir her ibadetin karşılığı sayılırken, Oruçlunun mükâfatının Allah katında olması.

Arabasına bindiğinde bir an erken mi gidiyorum diye düşündü. Radyoyu açtı. Kumandasındaki kanalların hepsi haber kanalı idi. Sadece bir tanesi türkü kanalına ayarlı idi. Kanallar arasında bir gezinti yaptı herkes günlük olayları değerlendiriyordu. Avrupa parlamentosunda açılan PKK sergisi önemli başlıklardan biri idi. Neden empati yapmazlar diye düşündü. Her gün haberlerde bölücülerin hendek siyaseti ile patlayan bombalardan evsiz kalan insanlardan ve Anadolu'nun her tarafına yayılan acılardan hiç mi haberleri yoktu ki. Allahtan ortalık birkaç gündür biraz sakinleşmişti. Başka bir kanalda uçak krizinden sonra normalleşmeye başlayan Rusya ve İsrail ilişkileri ele alınıyordu. Bir an Binali Yıldırım başkanlığındaki hükümetin bu açılımlarının ekonomiye de nefes aldıracağını düşündü. Bayram ziyaretlerinde de bu konu en fazla gündeme gelen konu idi. Herkes Başbakanın " Düşmanlıkları azaltıp, dostlarımızın sayısını artıracağız." sözünü çok beğenmişti.

Boğaz içi köprüsüne girmişti. Radyosunun türkü kanalına dokundu. Ahmet Kaya söylüyordu Vur beni:

Bir ince pusudayım, 
Yolumun üstü engerek 
Bir garip akşamdayım 
Sırtımı gözler tüfek 

Ben senin sokağına ulaşamam dardayım, 
O masum gözlerine bakamam firardayım 
....

Bir ince pusudayım 
Bu gece zehir zemberek 
Bir yolun sonundayım 
Sessizce tükenerek 

İstanbul'a,  Köprü İnşaat halindeyken 70'li yılların başında gelmişti. Bu yoğun trafikte keşke o zaman beşer şeritli yapsalarmış diye düşündü. Köprüler içerisinde İstanbul'un siluetine en erken giren Cumhuriyet yapısıydı Boğaziçi köprüsü. Hele de akşam mavisinde ne güzel görünüyordu. Güneş yarımadanın üzerinde gökyüzünün renklerle dansını çizerek batmaya hazırlanıyordu.

Eve geldiğinde kapının önünde yeğenlerinin de geldiğini görmüştü. İki kız yeğeni de kendi kızının arkadaşları idi. Onlarda öğrenci idi. Cuma günleri bazen onlar gelir bazen de kendi kızı onlara giderdi. Bu durum biraz da hoşuna giderdi. Çünkü bu devirde büyük şehirde çocuk yetiştirmenin sıkıntılarını biliyordu. Onlara ne güzel yaptıklarını hal hatır sorduktan sonra salona geçti. Televizyonun kumandasını alıp kanallarda bir tur attı. Yaz günü olduğu için pek izleyecek bir şey de bulamamıştı. Sinema kanallarına yöneldi bir filme takıldı. Aslıda eski bir aksiyon filimi idi. Yemeğini yedi Akşam namazından sonra üçlü koltuğuna uzanarak  televizyon izlemeye koyuldu.

Uzandığı koltuğunda biraz mayışmışken telefonu çaldı. Arayan bir arkadaşı idi. Karşıdaki ses biraz da telaşlı bir şekilde:

-         Ağabi ne oluyor, darbe mi yapılıyor.

Bir an durakladı. Şaşkın bir sesle:

-         Ne darbesi. Dalga mı geçiyorsun.

Karşıdaki ses ısrarcı ve telaşlı bir halde:

-         Ağabi, ortalık karışık Askerler köprüyü kesmiş, Kışlalarda da hareketlenme olduğu söyleniyor.

-         Ne darbesi diyebildi.

-         Ağabi Ankara da karışıkmış arkadaşlar öyle söylüyor.

Bir an saatine bakmak aklına geldi.

-         Saat 10.30  bu saatte darbe mi olur? Tamam gün tutuyor bu gün Cuma ama.

-         Abi televizyonlar da canlı yayın yapıyor bak bir.

Hemen kumandasını aldı haber kanallarında köprü Cemselerle  tek taraflı kesilmiş olduğunu gördü. Tekrar.

-         Bu saatte darbe olmaz. Belki bir ihbar vardır. Dedi ama karşıdaki ses ısrarcı idi. Ne yapalım diye sordu.

-         Belki bir duyum alınmıştır da önlem alınıyordur. Bu saatte darbeye ihtimal vermiyorum. Hem darbe olacak bir ortam yok ki.

-         Ağabi çıkalım mı ne yapalım.

-         Çıksak, ya bu askerler bir duyum aldı da onu önlemek için oradaysa. Bu sefer de darbecilerin önünü açmaz mıyız? Emin olmamız lazım.

Telefonu kapattı. Diğer haber kanallarına baktı onlar da olayı çözmeye çalışıyordu. Ancak içine bir kurt düşmüştü. Olayı bileceğini tahmin ettiği bir iki arkadaşını aradı. Onlarda şaşkınlık içerisinde idi. Hatta bir arkadaşı da onun araması ile haberdar oldu. Kalktı abdest aldı. Bu arada hanımı da ne oldu diye sordu. Herhalde darbe oluyor dedi. Hanımı şaşkınlık içinde yüzüne baktı.

-Eğer bir darbe oluyorsa bunu üç-dört saat içinde önleyebilmeliyiz. Ben gidiyorum dedi.
çocuklar da karşısına gelmişti. Onlarda şaşkınlık içindeydi.

Tam bu sırada başbakanın televizyona bağlanacağı haberini aldı.  Başbakanla telefon bağlantısı kuruldu. Başbakanında bir darbe kalkışması var sözünü işitince. Olayın ciddiyetini anladı ve bir an Acaba Cumhurbaşkanımız nerede İnşallah onun da başına bir şey gelmemiştir diye düşündü. Hemen Arkadaşlarına watsap mesajı attı bir darbe kalkışması var herkes kendine en yakın meydana çıksın. Çünkü böyle bir kalkışma varsa eğer Cumhurbaşkanımız da Kısıklı'da ise derhal oraya çıkmam lazım diye düşündü. Kapıya doğru yöneldi hanımı şaşkınlık içindeydi.

-         Hanım bu işi 3-4 saat içinde çevirmemiz lazım. Evde kalınacak durum değil. Sen çocukların başında kal. Hakkınızı helal edin dedi ve ayakkabılarını giymeye çalışırken, hanımı ve çocuklar koro halinde gitmemesi için yalvarıyorlardı.

-         Beni Hüseyin alacak beraber gideceğiz dedi ve kapıyı kapattı.

Sokağa çıktığında ortalık çok tenha idi kimse yoktu. Yeğenini aradı.  Yukarıdaki kavşakta buluşmak üzere haberleştiler.  Yürümeye başladı Parkın içinden Libadiye Caddesine çıktığında hiç araç yoktu.  Herhalde yolu kesmişler diye düşündü. Ancak birkaç gün önce Libadiye köprüsünün yeniden yapımı için kapatıldığını hatırladı hızlıca yürümeye başladı. Nihayet yukarı doğru yürüdükçe ellerinde bayraklarla birkaç kişinin de sokağa çıktığını gördü biraz rahatladı. Keşke ben de bir bayrak alsaydım diye düşündü. Kavşağa geldiklerinde on kişiyi bulmuşlardı. Yeğenini aradı Ümraniye yönünden geliyordu o da varmak üzereydi.

Darbenin ne demek olduğunu İstanbul'a ilk geldiğinde yaşadığı12 Mart 1971 muhtırasında anlamıştı. Henüz ilkokula gidiyordu. Serancabey'de oturuyorlardı. Sabah okula giderken alt katlarından birisinin kapısının açık olduğunu görmüştü. Çocuk merakı ile içeri doğru baktığında her şeyin yerlerde karışmış hatta yatakların içlerindeki pamukların etrafa saçılmış olduğunu görmüştü. Hemen geri çıkıp hırsız girdiğini düşündüğü için ablasına haber verdi. Ancak onlar karışmaması gerektiğini Jandarmanın arama yaptığını doğruca okula gitmesi gerektiğini söylemişlerdi. Onun için darbe, süngülenmiş yatak yünlerinin etrafa dağılması demekti.

Yeğeni ile buluşup Kısıklı'ya doğru yürümeye başladıklarında Kısıklı Camiinden sala okunmaya başlandı. Öyle içli, öyle karanlığı delen bir sesti ki Yeğeni

-         Dayı ne oluyor.

-         Bela ve afet olduğu zaman onları def etmek için sala okunur. Cenaze ve Cuma salasının yanında bir de belayı def etmek için sala okunur. Zira ülke büyük bir bela ile karşılaşmıştı.

Kısıklı'ya vardıklarında yolun Ümraniye yönünün büyük bir çekici tarafından kapatıldığını gördüler. Meydanın altında yüz kişi kadar toplanmıştı. Bir an bunu kim düşünüp uygulamaya koydu ise çok doğru bir fikir olduğunu düşündü. İnsanlar tedirgin bir o kadar da öfkeli idi. Kenarlarda oturmuş Kur'an okuyanlar vardı. Tayyip beyin cep telefonundan Antalya'dan bağlandığını tüm vatandaşları meydanlara çağırdığını öğrendiler. Bu haber onları oldukça rahatlattı. Başbakanı ve Cumhurbaşkanını etkisiz hale getiremeyen bir darbenin başarılı olamayacağına inançları artmıştı. Hem verilen haberlere göre Askerin içerisinde de darbeye karşı olanlar olduğu söyleniyordu. Peş peşe okunan salalar ciddi şekilde dirençlerini artırmıştı. Biran Altunizade tarafından tankların buraya gelmek için harekete geçtiği söylentisi ile meydan bir kez daha dalgalandı. Altunizade istikametine doğru yürüyüşe geçmeyi düşündüler ancak oradaki muhtemelen sivil polis olduğunu düşündüğü kişi herkesin yerinde kalması gerektiğini söyleyince ortalık duruldu gergin ve telaşlı bekleyiş yeniden başladı. Telefonu ile sağdan soldan haber almaya çalışıyordu. Gelen haberleri alandakilerle paylaşıyordu, böylece etrafında bir kümeleşmenin olduğunu fark etti. Çünkü bu tür durumlarda bilgi en önemli güçtü. Telefonu ile haber kanalına bağlanıp neler olduğunu öğrenmeye çalışı. Bu sırada 1. Ordu komutanının haber kanallarına bağlanıp darbeye karşı oldukları haberini aldıklarında biraz daha rahatladılar. Ordu içerisindeki FETÖ bağlantılı bir gurubun kalkışması olduğu artık iyice netleşmeye başlamıştı. Bu grubun asker ve polis içerisindeki yapılanması çok konuşulmuştu.  Yine de bu insanların böyle bir ihanetin içerisinde olacaklarına ihtimal vermiyordu. Çünkü darbe demek mutlaka dış bağlantı demekti. Bunu 12 Eylül darbesinde görmüştü. Hele bu günkü şartlarda böyle bir eyleme kalkışmanın ülkenin bölünmesi ile sonuçlanacağını görmek için kahin olmaya gerek yoktu. Bir an telefonundan kafasını kaldırdığında karşısında Ramazanda kuyruğa girdiği fırının pide ustasını gördü. Kafa selamı ile selamlaştılar. Oda heyecanlı bir bekleyiş içerisinde idi.

Meydan gittikçe kalabalıklaşıyordu. Bir an Çengelköy'de ve Köprüde ciddi çatışmalar olduğu ve çok sayıda yaralının bulunduğu yolunda haberler geldi. Oradaki gruba

-         O zaman Çengelköy'e gidelim. Bir faydamız olur dedi. Gurup tam Çengelköye doğru harekete geçmişken. Polis olduğunu düşündüğü kişi tekrar yanına gelerek:

-         Ağabi burada kalın burası da çok önemli. Burada bize cesaret veriyorsunuz.

Sözü ile irkildi. Biran gidip gitmemek arasında kararsız kaldı. Aslında dediğinin doğru olduğunu düşündü. Çengelköye varmaları epeyce vakit alırdı. Hem buraya bir saldırı olursa meydanı terk etmiş olurlardı. Yanındakilere dönerek:

-         Arkadaşlar burası da önemli burayı terk etmeyelim.

Ancak birkaç kişi biz gene de gideceğiz dediler. Mahalle fırınının pide ustası ile göz göze geldiler. O ben gidiyorum dercesine bir baktı. Selamlaştılar. Bu onu son görüşü olmuştu.

Saatler ileriliyor. Bu arada Ankara'da Özel harekat merkezinin ve Türksat'ın bombalandığı haberleri geldi. Neler olduğuna bir türlü anlam veremiyorlardı. Ankara'daki arkadaşından haber almayı düşündü. Aradı. Telefon açıldığında büyük bir gürültü vardı. O gürültü arasında:

-         Ağabi bura çok karışık. Şimdi yine helikopterden bombalıyorlar hakkını helal et. Bu şerefsizlerle sonuna kadar savaşacağız. Vatanı kolay bulmadık. Hain bunlar... sivil halkı bombalıyorlar dedi. Bir gürültü ile bağlantı kesildi. Çaresizce hattan düşen telefona

-         Alo.. alo.. alo.. Bahtiyar beni duyuyor musun...

O an artık tahmin ettiğinden de çok büyük bir saldırı altında olduklarını anlamıştı. Çevresindekiler merakla ne olduğunu sordular. Sadece

-Sivil halkı helikopterden bombalıyorlarmış. Bu alçaklara Vatanı bırakmayalım diyebildi.

Günler sonra o arkadaşı ile buluştuğunda kalkışma haberini alır almaz Cumhurbaşkanlığı külliyesinin önüne gittiğini. O gece onun telefonla aradığının bir süre öncesinde Zırhlı araçların Jandarma Genel Komutanlığından Külliyeyi işgal etmek için çıktıklarında Oradaki Polislerin halkı arkalarına çekip;

-         Bu hainlerle biz kanımızın son damlasına kadar savaşacağız. Bu silahım şunlarda mermilerim. Bize bir şey olursa siz devam edin. Vatanı bu alçaklara bırakmayın. Sözünü anlattığında nasıl duygulanmışlardı.

Sala'lar karanlıkları yırtarcasına içli içli devam ediyordu. Biran bir Helikopter sesi duydular. Her geçen dakika biraz daha kalabalıklaşan alan ayrı bir tedirginlik içinde gökyüzünü gözlüyordu. Eğer buraya ateş ederlerse Parkın duvarının arkasına geçmeleri gerektiğini düşündü. Bu yapı nasıl bir tehlike ki kendi sivil vatandaşlarını bombalayacak kadar gözü dönmüş canavarlar üretmişti. Oysa onların bu yüzü ilk defa görülüyordu. Bu guruba mensup olduğunu düşündüğü tanıdık arkadaşları gözünün önüne geldi. Nasıl bu hale geldiklerini anlayabilmek gerçekten çok zordu. İşte tam bu sırada yeri sallayarak geçen bir savaş uçağının Boğazı geçerken oluşturduğu sonik patlamayı eyvah Çengelköy karakolunu bombaladılar diye düşünmesine sebep oldu. İçinden artık bir iç savaşın içine giriyoruz Allah bu milleti korusun diyebildi. Uçağın bu kadar alçaktan geçişi yürekleri ağıza getirdiği gibi alanı da en yüksek tedirginlik oranına ulaştırmıştı. Bir an çevresine baktı insanların büyük bir çaresizlik içinde olduğunu gördüğünde;

-         Arkadaşlar, Allah bizimledir nasıl ki, Çanakkale'de biz bunları püskürttük. Ki orda da bizden daha üstün silahlarla saldırmışlardı. Bu alçaklara da Vatanımızı kolay bırakmayacağız. Birliğimizi bozmayalım alanı boşaltmayalım.

Alandakilerden birisi de hemen sözü aldı;

-         Biz buraya abdestimizi aldık şehit olmaya geldik. Gelsin hainler de görelim. Bu alandan ancak ölümüz çıkar.

Sözü yeniden alanın morallenmesine ve insanların daha da kenetlenmesine yol açtı. Bir kez daha ne büyük bir Milletin mensubu olduğunu düşündü. Yeğenine dönerek:

-         Hüseyin bu geçe bir tarih yazıyoruz. İnşallah bu hainleri bertaraf edeceğiz.

Telefonu çaldı evden arıyorlardı. Savaş uçağı onların da üstünden geçmişti hanımı panikteydi çok korktuklarını. Camların sallandığını söylüyordu. Onları rahatlatmaya çalıştı. Evde güvende olduklarını inşallah sabaha kadar bu işin biteceğini söyledi. Kendilerinin güvende olduğunu en kısa sürede geleceğini Kur'an okuyup dua etmelerini bir kez daha hatırlattı. Ümidin ne kadar önemli bir şey olduğunu bu gece de bir kez daha anlamıştı.   

Bir an güney doğuda Askerlik yıllarına gitti ilk çatışmaya girdiğinde nasıl telaşlandığını hatırladı. Bu sırada Cumhurbaşkanının uçağının Atatürk havaalanına doğru yola çıktığını öğrendiler. Biraz önce de Atatürk havalanın darbecilerin eline geçtiğini duymuşlardı.  Alanı yeniden büyük bir endişe kapladı. Avrupa yakasında telefonla görüştüğü arkadaşları da havaalanına doğru yola çıkmışlardı. Onları aradı. Onbinlerce insanın havaalanına doğru hareket ettiğini polisin havaalanını tekrar ele geçirmek için harekete geçtiğini öğrendiğinde biraz rahatladı. Bu bilgiyi alandakilerle paylaştı. Kısıklı caminden de Kur'an-ı Kerim okunmaya başlamıştı. Bu ne güzel bir sesti. Kabına sığmayan yüreklere ferahlık veriyordu....

CNN Türk ve Hürriyet binasının da darbeciler tarafından işgal edildiği haberi yeniden bir gerginliğe yol açtı. Ama herkes Cumhurbaşkanının uçağının Havaalanına inmesine kilitlenmişti. İnşallah kazasız belasız Cumhurbaşkanı bir alana inse sanki her şey bitecek gibi geliyordu. Bütün yürekler duaya durmuş bütün dudaklar kıpır kıpır sanki o uçağın etrafında bir koruma kalkanı kuruyordu. Hani yer gök duaya durdu derlerdi ya işte böyle bir şeydi. Bazı darbecilerin teslim alındığı haberi alanda yeniden bir hareketlenme oluşturdu. Bu arada Cumhurbaşkanının uçağının alana indiği haberi geldi, Müthiş bir rahatlama oluştu. "Artık bu iş bitti çok şükür ..." sesleri yankılandı. Cumhurbaşkanının Atatürk havaalanında konuşacağı haberi ile ortalık daha da rahatladı. Telefonunun şarjı azalmıştı.

Saat 4. 30 sıralarında Cumhurbaşkanı konuşmaya başladı: "Bu bir ayaklanma, ihanet, vatana ihanet hareketidir. Bunun bedelini çok ağır ödeyecekler." Sözü alanda İnşallahlarla karşılığını buldu. Yeğenine döndü. Yaşlı gözlerle

-         Rabbimin izni ile bu iş bitti..

dedi.

 

 

 

Önceki Makale
15 Temmuz’un romanını yazmak
İsrafil Kuralay

Sonraki Makale
Karasu Kütüphanesi: İrfan Mektebi
İsrafil Kuralay