Bilal Arioglu

UNUTULMUŞ BİR ALİM “ŞEYHÜLİSLAM VELİYYÜDDİN EFENDİ”

Bu gün Veliefendi diye bilinen at yarışlarının yapıldığı ve bahislerin oynandığı alanın aslında bir Osmanlı şeyhülislamının vakfiye alanı olduğunu biliyormuydunuz?

Şeyhülislam Veliyyüddin Efendi 18. Yüzyılın başında yaşamış döneminin en önemli hattatlarından birisidir. Gerçek bir çiçek severdir. Onun çiçeklere ilgisi özellikle lalelere karşı uzmanlık seviyesine ulaşmıştır. Otuzbeşten fazla yetiştirdiği Lale türlerine kendisi isim koymuştur."lem'a , Pertev, Matla-ı Hurşit, Gül hız, Rişte-i zerrin, Refiü'ş-şan, Beşir-i ikbal, Peymane-i zerrin, İ'caz-ı gülşen, Dibace-i gülşen, Afitab-ı çemen gibi  35ten fazla lale türü yetiştirmiştir.

Halep, Kahire ve Medine'de kadılık yapmış, Anadolu ve Rumeli kazaskerliğinde bulunmuştur. Kaynaklara göre 1684 yılında doğmuştur. Şem‘dânîzâde Fındıklılı Süleyman Efendi'nin kaydettiği bilgiye göre seksen yedi yaşında ölmüştür. Babası Yeniçeri Solakbaşı  Hacı Mustafa Ağadır. Dedesinin de aynı görevde bulunduğu dönemin kaynaklarında geçmektedir. Veliyyüddin efendi Lale devrinin kudretli sadrazamı Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa'nın dikkatini çekerek  1729 tarihinde Halep Kadılığına tayin edildi. Patrona Halil ayaklanması sonucu Nevşehirli  Damat İbrahim Paşanın katledilmesi ile Halep kadılığından uzaklaştırıldı. Ancak dört ay sonra Galata kadısı olarak atandı. Daha sonra Kahire ve Medine'de kadılık yaptı. 1756 yılında Anadolu kazaskerliğine iki yıl sonra da Rumeli Kazaskerliğine getirildi. Adaletten ayrılmayan ve otoriter bir mizaca sahip olduğu için sevmeyenlerinin aleyhinde ithamları sebebi ile Rumeli kazaskeri iken Sultan 3. Mustafa tarafından 1758 yılında görevinden azledildi. Manisa'ya sürgüne gönderildi. Veliyyüddin Efendi'nin adaletperver bir kişiliğe sahip olduğunu ve doğruları söylemekten çekinmediğini belirten Şem‘dânîzâde, kendisini sevmeyenlerin asılsız ithamlarına mâruz kaldığını ve aleyhinde uydurulan yirmi sekiz ayrı dilekçenin bulunduğunu nakleder.

Veliyyüddin Efendi, Çelebizâde Âsım Efendi şeyhülislâmlığa getirildiğinde Vezîriâzam Râgıb Paşa ile birlikte huzura kabulü sırasında her ikisinin de talebiyle bir yıl sonra affedildi . Çelebizâde Âsım Efendi'nin 1760 yılında vefatı üzerine şeyhülislâmlığa tayin edildi. Bu göreve tayini esnasında hastalığından dolayı saraya gidemedi ve iyileşinceye kadar konağında oturmasına izin verildi; padişahın huzurunda giyilmesi âdet olan şeyhülislâmlık kıyafeti (ferve-i beyzâ) evine gönderildi. Kaynaklarda bu durumun meşihat tarihinde ilk defa görüldüğü kaydedilir.  Bir buçuk yıl sonra Şeyhülislamlık görevinden azil edildi.

Veliyyüddin Efendi, azlinden sonra hacca gitmesine izin verildi, hac mevsimi gelinceye kadar da Bursa'da ikameti istendi. Bir süre sonra affedilerek tekrar İstanbul'a döndü. 1767 yılında Dürrîzâde Mustafa Efendi'nin yerine ikinci defa şeyhülislâmlığa getirildi. Vefatına kadar birbuçuk yıl daha bu görevde kaldı. Koca Mustafa Paşa Camii'nde kılınan Cenaze namazının ardından Eyüp'te Otakçılar civarında bulunan Murad Efendi (Mehmed Murad Buhârî) Zâviyesi'ne defnedildi.

Şeyhülislâmlığı sırasında fetvahânede görevli müsevvidlerin maaşlarının arttırılmasını sağlayan Veliyyüddin Efendi bu amaçla Bolu kazasının şer‘î hâsılatını fetvahâneye tahsis ettirmiştir.

Ayrıca tıp eğitimi almadan hekimlik yapan kişilerin engellenmesi için hekimlerden oluşan bir heyet kurulmasını ve bu yolla sahtekârlığın önüne geçilmesini temin etmiştir. III. Mustafa döneminde devlet ricalinden Ruslar'la savaş yapılmasını istemeyenlerin safında yer almıştır. Veliyyüddin Efendi'nin büyük oğlu Mustafa Reşid Efendi müderrislik yapmış 1767 yılında) babasının sağlığında vefat ederek Fatih'te defnedilmiştir. Küçük oğlu ise Rumeli kazaskerliğine kadar yükselmiştir.

Veliyyüddin Efendi'nin birçok hayratı mevcuttur. Babasının yaptırdığı, kendisinin de müderrislikte bulunduğu Arabacı Bayezid mahallesindeki medresede çalışan görevliler için tahsisat ayırmış, Bursa'da ikameti sırasında Abdal Murad Zâviyesi'ne yol açtırmıştır. Ayrıca Edirnekapı ile Otakçılar arasında Bâhir Mustafa Paşa'nın inşa ettirdiği Nakşibendî Tekkesi'ne minber koydurmuştur. Vakfiyesindeki bilgilerden Mehmed Murad Buhârî Dergâhı'nda da (Şeyh Murad Tekkesi) bir mescid-tevhidhâne yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Veliyyüddin Efendi'nin bunların yanında Koca Mustafa Paşa Camii avlusuna bir muvakkithâne ilâve ettirdiği kaydedilir. En önemli hayratı ise İstanbul'da Zeytinburnu ile Bakırköy arasında kalan Çırpıcı çayırı civarındaki mesire ve çeşmesidir. Veliefendi çayırı ve çeşmesi, zamanla İstanbul halkı tarafından manilere konu teşkil edecek derecede sevilen bir mesire haline gelmiştir. Bu alan günümüzde Veliefendi Hipodromu adıyla at yarışlarının yapıldığı bir yer olarak kullanılmaktadır.

Şeyhulislam Veliyyüddin Efendinin Hattatlığı

Veliyyüddin Efendi, Osmanlı ta‘lik ekolünün önde gelen üstatlarındandır. Ta‘lik hattını Durmuşzâde Ahmed Efendi'den meşketmiştir. Zamanla bu alanda üstün başarı gösterip İmâd-ı Rûm lakabıyla anılmış, İran ta‘lik üslûbundan farklı şekilde Yesârî Mehmed Esad öncesinde ortaya çıkan Türk ta‘lik ekolünün öncülerinden sayılmıştır. Veliyyüddin Efendi'nin günümüze ulaşan ta‘lik kıta ve celî ta‘lik kitâbe yazılarında bu yeni oluşumun ve üslûp arayışlarının izleri açıkça görülmektedir. Müstakimzâde, Tuhfe'de Veliyyüddin Efendi'nin yetiştirdiği hattatlar arasında Mustafa Tayyibî, Seyyid Mehmed Said, Osman b. İbrâhim, Mustafa b. Hüseyin, İsmâil b. Osman ve Mehmed Hüdâdât'ın biyografilerine yer vermiştir. III. Mustafa ve III. Ahmed'in de Veliyyüddin Efendi'den hat meşkettiği kaydedilir.

Meşhur hattat Yesârî Mehmed Esad Efendi hat meşketmek için Veliyyüddin Efendi'ye başvurmuş, ancak hattatın sağ tarafının felçli, sol tarafının da râşeli olması sebebiyle başvurusu kabul edilmemiştir. Veliyyüddin Efendi, daha sonra icâzet merasimine davet edildiğinde Yesârî Mehmed Efendi'nin hat alanındaki kabiliyetini ve başarısını görünce bundan pişman olduğunu ifade etmiştir.

Veliyyüddin Efendi'nin ta‘lik kıta ve murakka‘ları çeşitli müze ve kütüphanelerle özel koleksiyonlarda mevcuttur. Süheyl Ünver, Veliyyüddin Efendi'nin kendi yazılarının yanında zengin bir hat koleksiyonu bulunduğunu da kaydeder; ancak kütüphanesinde bazı örneklerine rastlanan bu koleksiyonun vefatından sonra muhafaza edilmediğini ve muhtemelen vârisleri tarafından satıldığını söyler.

Dönemine ait birçok mimari eserin celî ta‘lik kitâbe yazılarının Veliyyüddin Efendi'ye ait olduğu görülmektedir. Onun imzasını taşıyan celî ta‘lik kitâbeler arasında Hekimoğlu Ali Paşa'nın yaptırdığı sebil ve çeşme ile caminin avlu kapıları üzerindeki kitâbeler, Sadrazam Ali Paşa'nın camisinin sebili, çeşmesi ve avlusunun iki kapısı üzerindeki kitâbeler, Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa Sebili ile Dârülhadis Çeşmesi kitâbeleri, Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi kitâbesi ve Eyüp'te Baba Haydar mahallesinde Şeyhülislâm Seyyid Mustafa Efendi'nin yaptırdığı Tımışvar (Şeyhülislâm Mustafa Efendi) Tekkesi'nin kapısı üzerindeki manzum kitâbe sayılabilir. Üsküdar'daki Ayazma Camii'nin Sadrazam Râgıb Paşa'ya ait tarih kitâbesi de o sırada şeyhülislâm olan Veliyyüddin Efendi tarafından yazılmıştır.

 Ayrıca, Fâtih Sultan Mehmed tarafından silâhhâne olarak düzenlenen Aya İrini'nin III. Ahmed döneminde yapılan onarımına dair celî ta‘lik tarih kitâbesi de Veliyyüddin Efendi'ye aittir. (1)

Şehülislam Veliyyüddin Efendinin Çiçek Uzmanlığı

İstanbul'da Lale yetiştiriciliğinin piri Şeyhülislam Ebussuud efendi olarak bilinir. Ama lalenin yetiştirilmesinde ve bir çok özgün çeşidin ortaya çıkmasında Şeyhülislam Veliyyüddin efendinin önemli katkıları olmuştur. Bu dönemlerde neredeyse herkesin pratikte uygulayabildiği sıradan bir yöntem olan çaprazlama yaparak bir bitkinin farklı türlerinin yetiştirilmesi, onun vefatından bir asır sonra Gregor Mendel tarafından bilim dünyasına kazandırılmış gibi gösterilmesi üzerinde durulması gereken bir konudur.

Çiçek yetiştiriciliğine ve lâlelere özel ilgi duyan Veliyyüddin Efendi'nin yaşadığı döneme adını veren lâlenin otuz beş farklı cinsini yetiştirdiği kaydedilir. 1728'de saray için sipariş edilen lâle soğanları arasında Veliyyüddin Efendi'nin bizzat yetiştirdiği "lem‘a-yi feyz" ve "nahl-i işve" adlı lâlelere ait soğanlar da yer almaktaydı.

Türk çiçekçiliğinin önemli isimlerinden Cevat Rüştü onun kağıtlar üzerine resm ettiği kıymetdar yazı örneklerinin yanında, zarif makbul çiçekler yetiştirdiğinden bahisle "hatta pek mergup (sevilen, aranan) lale nevileri ( çeşitleri) elde etmeğe muvaffak oldu. Onun kendisi kadar herkesin sevdiği bir Nihal-i işvesi vardı. Hatta bunu  Gülbün-i hânân (Kırım Hanlarının toplu biyografisini veren eser)sahibi şair Halim Giray Sultan:

Sahn-ı gülşende ol gül ederse cilve.

 Pâymâl olur elbette "Nihâl-i işve"

 

beytiyle medh ü sena etti"(2)  Cevat Rüştü onun kendi ürettiği Lalelere verdiği bu zarif isimlerle aynı zamanda yüksek bir kültür sahibi olduğunu belirtmektedir. Dönemin şairleri onun bu zarif isimlerinin üzerine beyitler yazmışlardır.

 

Vakıf arazisi üzerine Hipodrum.

 

Evet,  İstanbul'daki at yarışlarının yapıldığı bahislerin oynandığı Veliefendi Hipodrumu Şeyhülislam Veliyyüddin efendinin vakıf arazisi üzerinde yükseliyor. Üstelik te  adını da alarak, işin vahim tarafı çevremde veli efendi kimdir diye sorduğumda atlarla ilgili bir kişi hara sahibi bir zengin olduğunu sananlar çoğunlukta.

Oysa burayı vakfeden  Veliyyüddin efendi, insanların rahatça vakit geçirmeleri  için Çeşmeler yaptırmış, ölümünden sonra da bakımının yapılması için gereken para için evler, dükkânlar vakfetmişti.  Etrafında devasa binaların yükseldiği bir zamanlar İstanbul'un en gözde mesire yeri olan bu alana Türkiye Jokey Kulübü de piknikçiler için özel masalar yaptırmış. Tabii çayırın at yarışlarına tahsis edilmesi Cumhuriyet döneminde değil 1911 yılında oluyor. Enver Paşa'nın Alman komutanlarla beraber at yarışları düzenleyebileceği bir alan olarak. 1950 yılında da Tarım Bakanlığı tarafından arazi Türkiye Jokey Kulübü'ne kiralanmış. Şimdi arazi, at bakım alanları, Jokey Kulübü idari binası ve pistiyle Veliefendi Hipodromu olarak kullanılıyor.

İstanbul halkının gündelik yaşamında önemli bir yer edinen ve yakın zamanlara kadar fonksiyonunu sürdüren bu mesire alanını anlatmak için Bekçi Baba'nın dizeleri yeterlidir:

"Bir çeşme olunmuş bina Gayet safa geldi bana Dört tarafı çayır çemen Yapanlara ettim dua. Fildamına yakın mahal yapılmış hakkâ bî-bedel etrafına birkaç sofa bina eylemişler güzel hayli ağaçlar dikilmiş, seyrine asker çekilmiş bir tarafı çayırlıktır. Bir taraf bostan ekilmiş goncadardır dolaşması. Bir iki bayır aşması adın sordum dedi biri Veli Efendi Çeşmesi görünce medhini ettim. El kaldırıp dua ettim Suyu âb-ı hayât gibi Nûş eyleyip safâ ettim. Mermer oluktan su akar durmuş âlem seyre bakar. Ol mahallin yok nazîri Otları misk gibi kokar" (4)

Şeyhülislam Veliyüddin Efendinin Kütüphaneciliği

Şeyhülislam Veliyüddin efendi aynı zamanda Türk kütüphaneciliğinin de önemli isimlerinden birisidir. II. Bayezid Camii'nin yanına yaptırdığı kütüphanesi ve bağışladığı kitapları ise önemli bir hizmet ve kültürel mirastır. Vakfiyesinde belirtildiğine göre Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi cuma günü hariç her gün güneş doğduktan bir saat sonra açılmakta ve güneşin batışından bir saat önce kapatılmaktaydı. Hâfız-ı kütübler, kütüphaneye hiç kimse gelmese de bizzat görevlerinin başında bulunmak mecburiyetindeydi. Veliyyüddin Efendi Kütüphanesi, diğer müstakil kütüphanelerde görüldüğü gibi rutubetten korunması için havalandırma sağlayacak bir mahzen üzerine iki kubbeli olarak inşa edilmişti.

Veliyyüddin Efendi vakfiyesinde kütüphanesine tayin edilecek birinci hâfız-ı kütübe günlük 120, ikinci hâfız-ı kütübe 110, iki müstahfıza 40'ar, bevvâb ve ferrâşa 10 akçe verilmesini şart koşmuş, ayrıca hâfız-ı kütüblerin kendilerine ayrılan evlerde oturacaklarını belirtmiştir. Vakfiyede hâfız-ı kütübde bulunması gereken nitelikler yanında bulunmaması gereken nitelikler de yazılmıştır. Veliyyüddin Efendi bu göreve müderris, kadı, imam ve şeyhlerin getirilmemesini istemiş, hâfız-ı kütüblerin kütüphanede bütün gün bizzat bulunması üzerinde ısrarla durmuş, diğer bazı vakıflarda görüldüğü gibi ölen hâfız-ı kütüblerin yetişkin olmayan çocuklarının babalarının görevine getirilmemesini kaydetmiştir (4)

Cevat Rüştü Şeyhülislam Veliyüddin efendi bahsini kapatırken 1918 yılında yazdığı şu cümlesi hala daha yerine getirilmeyi beklemektedir "Fakat bugün kendi namına tesbit edilerek yad edilen Veli Efendi çayırındaki  İnşa -kerdesi olan çeşmesinin ve Eyüpsultandaki Şeyh Murat Zaviyesindeki  kabrinin etrafını gönül  bir baldıranlık (bakımsız) değil, belki bir çiçekli, Lalezar görmek ister." (5)

Bu yazının üstünden yüz yıl geçmesine rağmen biz bu dileği yerine getirebildik mi? Vakıf arazisi üstünde at yarışları bina eden TJK ile Zeytinburnu ve Eyüp belediyelerinden bunu istemek hakkımız olsa gerek.

------------------------------------------------------------------------------------------------------

(1)    İslam Ansiklopedisi  Veliyyüddin Efendi Tahsin Özcan cilt: 43; sayfa: 40

(2)    Türk Çiçek Kültürü Üzerine Cevat Rüştü'den Bir Güldeste Hazırlayan Nazım H. Polat Ötüken Yayınları sh:270

(3)    : Recep Sadri Sayıoğulları, Türk Ta'lik Yazı Ekolünün Doğuşunda Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi, Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Muhittin Serin Marmara Üniversitesi.

(4)    İslam Ansiklopedisi  Veliyüddin Efendi Kütüphanesi İsmail E. Erünsal cilt: 43; sayfa: 42

(5)    Türk Çiçek Kültürü Üzerine Cevat Rüştü'den Bir Güldeste Hazırlayan Nazım H. Polat Ötüken Yayınları sh:273

 

Önceki Makale
ÇİFTLİKBANK’IN HATIRLATTIKLARI
Kemal Çiftçi

Sonraki Makale
Savaşa karşı olmak!
Kemal Çiftçi