İsrafil Kuralay

Bir zamanlar Amerika

Amerika Kıtası, Avrupalı maceraperestlerin öncülüğünde işgal edilmiş sonra işgalcilerin kendi efendilerine başkaldırarak kurulmuş ülkeler topluluğundan oluşuyor.  Kuzey Amerika'da kurulan Amerika birleşik Devletleri (ABD) 20. yüzyıla damgasını vurdu. İlk kurucuların başarılı çalışmalarına karşılık son yıllarda büyük bir lider kriziyle karşı karşıya kaldı. Bu kafalarla yönetilmeye çalışılırsa 21. yüzyılın ortasını göremeyecek.

1980 yıllarda gösterilen Bir Zamanlar Amerika filmi bir dönem Amerika'nın öteki yüzünü görmek açısından iyi çalışmaydı. Filmde New York'ta bir çete üzerinden Amerika'nın öteki yüzü çok başarılı bir şekilde anlatılıyordu. Daha eskilere gidilirse karşımıza çok güzel tablolar çıkmıyor. Avrupa kaçkınlarının çoğunluğu oluşturduğu koca kıtada yerliler soykırıma uğradılar. Kızıl Derililer, Aztekler, İnkalar, Mayalar ve daha nice kavimler Avrupa'nın yamyam gangsterleri oraya vardıklarında kıtada yaşıyordu. Amerika'nın 1492 yılında keşfedilmesi emperyalistlerin kendilerince yazdıkları soykırımın başlangıç tarihidir. Bu tarih sömürmenin başlama tarihi olarak değerlendirilse daha doğru olur. Bu dünya çapında sömürü ve soykırım olmasaydı belki de yüzyıllar sonra kıtalar arasında daha adaletli ve insani bir ilişki biçimi gelişebilirdi.

Avrupalılar sadece ABD değil bütün kıtayı sömürdüler. Ülkelerin zenginliklerini Portekiz'e, İspanya'ya, Fransa'ya, İngiltere'ye aktardılar. Sonra onlarda sömürgeci ağlarının bitmeyen isteklerine dur diyerek kendi bağımsızlıklarını ilan ettiler. Meksiko City'de sokakta dini tören düzenleyen az sayıda kalmış Aztek kabilesinin şefine ne kadar kaldınız sorusunu sorduğumda bana hüzünlü bir şekilde " çok azız ayinlerimizi sokaklarda yapmak zorunda kalıyoruz." diye serzenişte bulunmuştu. Meksika'da, ABD'de müzeleri dolaştığınızda Avrupalılardan öncede dönemin şartlarında ne kadar başarılı medeniyetlerin, kültürlerin ortaya konduğuna şahit olursunuz.

Birinci ve İkinci dünya savaşları Amerika Birleşik Devletleri'nin liderliğini pekiştirdi. 1950'den 1990'lı yıllara kadar doğu-batı, sosyalist- liberal dünya ikileminde ABD'de batının liderliğini yaptı. Sovyetler çökünce dünya ABD'ye kaldı. "Artık her şey benden sorulur edasıyla" dünyaya nizam vermeye başladı. Hedef tahtasına ise Müslümanları koydular. Hedef tahtasını vuracak okları da Müslümanlara hazırlattılar. Arap ülkelerinin çoğunluğunun kendinden menkul küçük kralcıları bu ulvi görev için hazır ve nazır bekliyorlardı. Irak, Afganistan, Suriye işgalinin parasını Irak'ın, Suudi Arabistan'ın, Körfez ülkelerinin paralarıyla ödediler.

Özgürlükler ülkesi olarak anılan ABD aslında kurallar ve korkular ülkesidir. Kuralların iyi işlemesi hiç kimsenin kendisini yerli hissetmemesinin getirdiği yalnızlık ve korkunun eseridir. Halkın katılımıyla bir yönetim söz konusu gibi görünse de işin arkasında lobiler vardır.  Bu lobiler bilim, sermaye ve medya gücünün çoğunluğunu elinde tutan Yahudilerin oluşturduğu güç odaklarıdır. Halk ya onların istediklerini seçer ya da seçilenler onların sözünü dinler. Böylece Amerika halkı Yahudi lobilerini adamını başkan yapar.

Son başkan Trump'ın seçimi biraz karışık oldu. Lobi mi seçti yoksa seçilince lobiler mi sahip çıktı? Rusya bu işe ne kadar müdahil oldu? Orası biraz karışık ancak net olan şey Trump'ın Yahudi lobilerinin güdümünde olduğudur. Vahşi kapitalizmin son temsilcisi, her şeyi parayla satın alan tüccar Trump esip gürleyerek ülkeyi yöneteceğini düşünüyordu ama öyle olmadı. Lobiler onu ehlileştirdi. İsrail bu sayede Amerikan elçiliğinin Kudüs'e taşınmasını sağladı. Bu vahşi kapitalist, ülkesi içinde dünya içinde bir felaket örneği olarak ortada duruyor. Bu kötü örneklik bütün batı ülkelerine sirayet etmiş durumda. Batı, zayıf karakterli, ipleri daha çok başkalarının elinde sözü geçmeyen liderler çöplüğüne dönüşmüş. Bu gidişat dünya içinde büyük sıkıntı oluşturacak gibi görünüyor.

 

#Amerika #Avrupa #bir zamanlar #Trump

Önceki Makale
Allah; sadece Din Dersinin değil, Fizik – Kimya’nın da konusudur
Ayhan KÜFLÜOĞLU

Sonraki Makale
Yine kandırıldık
İsrafil Kuralay