İsrafil Kuralay

Kazanmak ya da kaybetmek

İnsanoğlu hep kazanmanın peşindedir. Hep daha fazlasını ister. Gayret etmek, çalışmak esastır ama kazanmanın garantisi yoktur. Kazandığınızı sanırken kaybedebilirsiniz. Hakkınızda neyin hayırlı olduğunu bilemezsiniz. Sizin için hayır görünen şeylerde şer, şer görünen şeylerde hayır olabilir, siz bilemezsiniz. Ancak bu, şu anlama gelmez nasıl olsa sonucu ben belirlemiyorum niye çalışayım, çabalayayım. Unutmamak gerekir ki insan için çalışmasından, emeğinden başka bir yol yoktur.

İmtihan dünyası denen şu geçici âlemde, bir göz açıp kapama mesafesi kaldığımız şu fani dünyada, imtihanın ölçüsü maddi manada kazanmak ya da kaybetmek değildir. Bu geçici dünyada bir hoş sada bırakmak, hayırla anılmak, insanların faydasına işler yapmak, amel defteri sağ elinden verilenlerden olmak en büyük kazanç sahibi olmaktır.

Kazanmak için hırs yapmak, kibirlenmek, böbürlenmek felaketlerin en büyüğüdür. Nefsinizi cilalayarak alacağınız sözde mesafelerin sizin felaketiniz olacağını unutmayın. Firavun da, Karun da, Haman da nefsinin esiri olarak, onu putlaştırarak kazandığını sandı. Sözde kazanırken büyük eziyetler çektiler. Şeytanın oyunlarına alet oldular. Hem kendi dünyalarını tarumar ettiler hem insanlığın başına büyük belalar açtılar hem de gerçek âlemde cehennemi boyladılar. Eğer dünyada siyaseten, iktisaden, ilmen kötü örnekler görmek istiyorsanız bu üç adamın hikâyesine ibret nazarıyla dönüp dönüp tekrar bakın. Etrafımıza bu nazarla baktığımızda yeryüzünde bu deccalların kopyalarını göreceksiniz. Bu tiplerin davranış kalıpları yüzde yüz örtüşmüyor diye ibret almaktan vazgeçmeyelim. Ne mutlu ibret almasını bilene.

İmtihanın en açık verildiği yerler seçimler oluyor. İnsanları tanımanın en kestirme yolu, ne olduğunun önemi olmayan bir seçim yarışına sokmaktır. Ulaşılması gereken küçük, büyük bir hedef bir makam vaat ettiğinizde nasıl bir koşuşturmanın, nasıl bir kafa göz kırmanın içine girildiğine şahit olursunuz. Allah feraset verirse biraz olaya dışardan bakma imkânınız olursa çok şeyler öğrenebilirsiniz. Herkes koşarken ara duraklarda durup şöyle ders alacak şekilde izlemekte fayda vardır. Tabi ki, izlemekle yetinemezsiniz farkında olduğunuz şeyler hakkında insanları uyarmak göreviniz bu noktada başlar.  Yanlış ve eksik gördüğünüz konular hakkında güzel sözlerle, hayra vesile olacak bir üslupla uyarıda bulunmak herkesin sorumluluğudur.  Bile bile yanlış giden şeyler hakkında susmak çok tehlikeli bir durumdur.

Seçimleri nefislerin yarıştığı bir arenaya çevirmek yerine doğruların ve iyilerin, ehliyetli ve liyakatlilerin öne çıkacağı bir imtihan zeminine dönüştürmenin fırsatı olarak görmek gerekir. Bu arayışın olmadığı işin içine enaniyetin girdiği ve galebe çaldığı yerlerde felaketi bekleyin. Bu durumda başarı varmış gibi görünür ama işin bereketi olmaz. Varlık içinde yokluk çekersiniz. Bizden olsun, benden olsun ama çamurdan olsun anlayışından vazgeçmeliyiz. İnsanların şekli şartlarına bakarak karar verirsek yanılırız. İnsanlardaki cevherin ortaya çıkması için onlara fırsat vermeliyiz.

Ülkemizde seçim havası süreklilik arz ediyor. Bu günlerde ticaret ehlinin temsil edileceği odalar ve borsaların seçimleri var. Bütün kamuoyunu meşgul etmese de dipten süren bir yarış devam ediyor. Seçimi sadece siyasetçilerin yaptığı bir iş olarak algılamamak lazım. Ticaret dünyasının temsilcilerinin de ülkemizin daha müreffeh hayat yaşaması için çok önemli görevler icra ettiklerini görüyoruz. Ticari diplomasi açısından bu kurumlar önem arz ediyor. Ehliyetli iyilerin, ahlaklıların temsil edeceği bir seçim olması temennisi ile...

 

Önceki Makale
FELSEFE FAKÜLTESİ KURULMALI
Kemal Çiftçi

Sonraki Makale
Vahiy / Nübüvvet’in; Varlık açısından Ontolojik Değeri nedir?
Ayhan KÜFLÜOĞLU