İsrafil Kuralay

Ne kadar istişare ediyoruz?

 

198 haftadır Cumartesi günleri sabah saat 07:00'de Uluslararası Teknolojik Ekonomik Sosyal Araştırmalar Vakfı (UTESAV)'da yazar Ümit Şimşek'in sunumuyla Kur'an Buluşmaları programı yapıyoruz.  Bu dönemin son dersini geçen hafta yaptık. Ümit bey, sabahın erken saatinde temiz ve arı Türkçesiyle bilgisayarlı sunum eşliğinde kavramlarla Kur'an'ın Kur'an'la ve sünnetle ve ilmi çalışmalar ışığında tefsirini yapıyor. Yapılan iş klasik bir tefsir çalışması olmadığı için tanımlamakta zorlanıyorum. Bu çalışmayı 80-100 kişi civarında insan takip ediyor. Derslere başlarken bu saatte derse kim gelir sorusuyla karşılaştık. Sabahın bu saatinde "uykuya yenilmeyenleri" bekliyoruz ve "Gelen mazluma kimliği sorulmaz" esprisiyle 5 yıldır bu çalışma sürüyor.

Bu yılın son dersinde Al-i İmran Suresi'nin 159. ayeti kavramlar eşliğinde işlendi. Her hafta ele alınan her ayet mutlaka günümüz ve güncel hayatla ilintili oluyor. Bu durumda Kur'an'ın mucize olmasının başka bir boyutu diye düşünüyorum.

Bu ayet-i kerime yöneticiler için önemli dersler içeriyor. Yöneticinin nasıl davranması gerektiği konusunda ve bu davranışların kaynağı konusunda yol gösteriyor.  Bir yöneticinin Allah'ın merhameti sayesinde yönettiklerine yumuşak davranması gerektiğini, onları affeden ve onlar için istiğfar eden olması gerektiğini hatırlatıyor.

Yine aynı cümlenin içinde Allahu Teâlâ emirde yani yönetimde yönetilenlerle istişare edilmesini emrediyor.  Bu bağlamda en geniş kapsamda seçimler, referandumlar, meclisler, kurullar, kurumlar birer istişare organlarıdır.  Burada bir yanlış anlamayı da düzeltmemiz gerekiyor. Biz de istişare kurulları gönül alma kurulları olarak değerlendiriliyor. Bu yaklaşım istişare kavramının içini boşaltıyor. Muhammed Gazalî'nin yakındığı konulardan biri de bu. Şûrâ Sûresi'nde mü'minlerin özellikleri sayılırken, namaz ve zekât ortasında geçen "istişare"nin de bağlayıcı olduğunu savunuyor Gazalî:

"Âyetlerde zikredilen bu özelliklerin hangisi boştur? Bunların hepsi farzdır. Buna rağmen fıkıh ve tefsirde şûrânın bağlayıcı olmadığı kanaati hakim olmuştur. Bu görüş nereden çıktı? Bu düpedüz yönetim bozukluğunun etkisidir. Şûrâ bağlayıcı değildir demek de ne oluyor? Böyle denilirse o zaman şûrânın yararı nedir? Böyle düşünmek yanlış ve tehlikelidir."

Ümit bey, istişare bizim hayatımızın neresinde sorununun cevabını da arıyor. Muhammed Gazali'den yapılan şu atıf ne kadar önemli: "Günümüzde fıkhın anayasa hukuku, idare hukuku ve devletler hukuku ile bir bağı olmaması büyük bir eksiklik ve fıkıh açısından bir intihardır."  İbadetler konusunda yüzlerce sayfa kitap bulunurken yönetim konusunda fıkhî çalışmaların zayıf kalması başımıza gelen felaketlerin kaynaklarından bir tanesidir. Batılı kavramları ithal ederek varacağımız yerin ne kadar doğru olacağını tekrar tekrar düşünmeliyiz. Gazali şöyle diyor: "Biz ise İslâmî içtihadlarımız sonucunda şûrânın nasıl tatbik edileceğinin yöntem ve programını hâlâ ortaya koyabilmiş değiliz. Biz şûrâ esasına ve fıtrata aykırı davranmaya devam edersek, bu durumda dışarıdan gelen terimler ağır basacaktır."

Bugünlerde herkesin kafası seçimde olduğu için bu konular üzerinde ne kadar kafa yorulur bilmem ama bir sistem değişikliğine giderken bu konuları hep gündemde tutmak gerektiğini düşünüyorum. Çok sayıda üniversite açılıyor, belki bu konularda çalışmalar yapılıyordur diye ümit ediyorum. Yoksa ithal kavram ve ürünlerle yerli ve milli olmak veya kalmak mümkün değildir.

"Onlar Rablerinin çağrısına uyarlar ve namazı dosdoğru kılarlar. Aralarındaki işleri ise istişare iledir. Onlara rızık olarak verdiğimiz şeylerden de bağışta bulunurlar." Şûrâ, 42:38

 

#UTESAV #ayet #İslam

Önceki Makale
İstanbul’da cem olmak
İsrafil Kuralay

Sonraki Makale
24 Haziran: ”Büyük Değişim”in tarihi yahut Türkiye’nin yeniden dirilişi
Hasan Ürkmez